8 Mayıs 2012 Salı

Peru ve Bolivya

Kısa bir Güney Amerika Macerası 6




Deniz seviyesinden 3800 metre yüksekte gökyüzü daha bir parlak sanki… Serin bir Kasım sabahında Puno’da, otelde kahvaltımızı yaparken bir yandan da parlak gökyüzünü, hemen önümüzdeki Lago Titicaca’yı ve uzaklarda olduğu için çirkin binaları seçilmeyen Puno şehrini seyrediyoruz.

Lago Titicaca ve uzaklarda Puno

Peru’da konakladığımız otellerde kahvaltıda favorilerim bizdekilere kıyasla devasa sayılabilecek boyutlarda ve bol çeşitteki fıstıklar ve suyla seyrelterek içtiğim Cafe Americana oldu... Her ikisinin de sevdiği bereketli topraklarda olduğumuzdan sanırım hem fıstıklar hem de kahve çok lezzetliydi.


Lago Titicaca; Yeniden suya indirlmeyi bekleyen gemi...


Bugünkü ilk durağımız yüzen adalar; Uros. Efsaneye göre Uros yerlileri Güneş’ten önce, henüz dünya hala soğuk ve karanlıkken yaşıyorlardı. Üstelik boğulmaya veya yıldırımlara karşı da dirençliydiler. Fakat insanoğluyla kaynaşma emrine “Süper” özelliklerini yitirmemek adına karşı çıktılar ve bu saygısızlıkları da onların cezalandırılmalarına neden oldu. Dağıldılar, kimliklerini, dillerini ve geleneklerini kaybettiler. Uro-Aymara’lar haline dönüştüler ki; bugün konuştukları dil de Aymara dili.

Uros; Yüzen Adalar
Uros adası sakinleri günümüzde Puno’ya tekne ile yaklaşık 45 dakika mesafede “Totora” sazlarından yaptıkları “yüzen” adalarında yaşıyorlar. Totora, Tititicaca gölüne özgü bir bitki. Dağlarda yaşayan And yerlileri için coca bitkisi ne kadar önemliyse, gölde yaşayan Uros’lular için de Totora o kadar elzem desek yanlış olmaz… Adalarını, evlerini ve teknelerini bu bitkiden yapıyorlar ve bitkinin değişik bölümleri hem yemeklerinde yer alıyor hem de ilaç olarak kullanılıyor. Sözgelimi; Totora kamışlarının dibindeki beyaz bölüm yüksek oranda iyot içerdiğinden guatr’a karşı kullanılıyormuş.

En küçük Uros sakinlerinden...
Totora sazlarından yapılma adaların suyun altında kalan bölümlü çok çabuk çürüdüğünden sürekli zemini yenilemek gerekiyor. Adaların üzerinde yürümek farklı bir duygu; biraz zor, zemini sağlam olmayan bir yerde yürümeye benziyor, sanki balçık çamurda yürümek gibi… Birkaç aile bir araya gelip adalarını yapıyorlar, üzerlerine de evlerini kurup yaşıyorlar. Olmadı işler ters gitti anlaşamadılar mı? Kolay. İsteyen adasını kesip diğerlerinden ayırıyor…

Uros el işleri
Oldukça misafirperver ve cana yakın ada sakinlerinin –ki topu topu 2000 kişiler- ana geçim kaynağı balıkçılık ve turizm. Nakış, örgü ve benzeri Uros yapısı el işleri oldukça ünlüymüş. Adalara ayak basar basmaz bu el işleri önünüze seriliyor zaten. Adalarda, artık turizm tecrübesi edinmiş yerliler Size maketler üzerinde adaların nasıl yapıldığını gösteriyorlar. İsterseniz Totora sazından yapılma bir kulübeyi ziyaret edebilir ya da yine ada yerlilerinin sazlardan yaptığı bölgeye özgü tipik teknelerle sadece 10 N. Soles karşılığında küçük bir tura katılabilirsiniz.

Sonraki durağımız Taquile adası için Uros’dan ayrılırken misafirperver ve cana yakın Uros’lu kadınlar tipik pembe, turuncu etekleri, parlak yeşil ceketleri ve küçük sevimli şapkalarıyla, erkekler de beyaz gömlekleri ve renkli örme chullos’ları başlarında, arkamızdan el sallayarak ve şarkılar söyleyerek bizleri uğurladılar. Sonraki durağımız için teknemizle yaklaşık bir 2 saat daha var.


Uzaklardan Taquile Adası


Taquile Adasından
Taquile adası 1700 kadar “taquilenos” denilen Quechua dilinde konuşan yerlinin yaşadığı yeşil bir ada. Adada Taquilenoslar Inka’ların “Çalma, Yalan Söyleme, Tembel olma” düsturu doğrultusunda kolektif bir yaşam sürüyorlar. Geçim kaynakları balıkçılık, ağırlıklı olarak patates yetiştirdikleri tarım ve turizm –ki adayı yılda yaklaşık 50,000 turist ziyaret ediyormuş-. Ada yerlileri kadın, erkek ve çocuk hepsi yün eğirip, dokuma işiyle uğraşıyorlar ve bu el yapımı tekstil ürünleri de oldukça ünlü. Ayrıca Ada erkeklerini bir köşede oturmuş örgü örerken de görebiliyorsunuz. Yerlilerin farklı ve kendilerine özgü bir de giyim tarzları var. Sözgelimi; erkekler uzun kuyruklu örgü şapkalar takıyorlar ve bu şapkanın kuyruğu kişinin evli, bekar, evliliğe hazır ya da değil oluşunu simgeleyecek şekilde farklı taraflara yatırılıyor.


Kendilerine özgü kıyafetleri içinde Taquilenoslar
Adanın küçük limanından merkezine yaklaşık 400 –belki daha fazla- basamağı tırmanarak ulaşıyorsunuz. Yukarı çıktıkça güzelleşen manzara bana Akdeniz’i anımsattı açıkçası. Merkezdeki küçük meydanda Taquilenos’ların meşhur oldukları el yapımı tekstil ürünlerinin ve diğer başka hediyelik eşyaların satıldığı bir kooperatif binası var. Ayrıca lezzetli balık ve kızarmış patates yiyebileceğiniz 1-2 restoran. Yanında önerim “son inka” yani; Inca Cola. Her ne kadar adı kola olsa da tadı daha çok gazlı limonataya benzeyen Inca Cola’yı Ben çok sevdim açıkçası…


Son İnka; Inca Cola
Taquile adası ile ilgili ilginç 1-2 ayrıntı; Adanın tek enerji kaynağı bir jeneratör ve onu da her gün sadece birkaç saat çalıştırıyorlarmış. Adada motorlu herhangi bir araç yok ve en ilginci adada köpek de yok…

Dönüşte, bu kez adanın diğer tarafındaki yine 400 kadar merdiveni inip teknemizle Titicaca manzaralarının tadını çıkararak Puno’ya doğru hareket ediyoruz.Puno’ya yaklaşırken hava kapalı ve yağmur yağıyor.

Puno’da evlerin neredeyse tamamı yarım kalmış izlenimi veriyor. Duvarlar tuğla ya da sıvalı bırakılmış ve en üst katlarda çatı yerine bir üst kata ait uçlarından inşaat demirleri yükselen kolonlar var. Sokaklar da yer yer yılın nerdeyse her günü öğleden sonra yağan yağmurun etkisiyle kalın bir çamur tabakasıyla kaplı. Puno’nun da, merkezinde bir katedral olan bir Plaza des Armas’ı var tabii ki… Bu meydan ve etrafındaki birkaç sokak bu şehrin dolaşılabilecek tek bölgesi. Şemsiyemizin altında bu sokaklarda Bizim gibi turistlerin arasına karışıp dolaştık. Bölgede çok sayıda hediyelik eşya satın alabileceğiniz mağaza, internet cafe ve restoran mevcut. Mütevazi bir restoranda iki kişilik güzel bir akşam yemeği 40 N. Soles -10 USD’den biraz fazla- civarında. Eğer internete ihtiyacınız varsa buradaki cafeleri denemenizi öneririm çünkü kaldığımız otelde bir sayfayı görüntülemek neredeyse yarım saat sürüyordu…

Copacabana yolcusu kalmasın...
Ertesi sabah Bolivya tarafında bize yardımcı olacak yerel acente Transturin’e ait otobüs (www.transturin.com) bizi otelimizden aldı. Bolivya sınırını geçeceğimiz Copacabana yaklaşık 3,5 saat mesafede…


Son olarak yol üzerindeki küçük bir kasabadan söz etmek istiyorum; Juli. Günümüzde çok sıradan küçük bir kasaba olarak görünse de zamanında İspanyollar bu kasabaya tam 4 tane gerçekten haşmetli kilise/katedral inşa etmişler. Kolonyal mimarinin güzel örneklerinden olan bu yapıların amacı da bölgede yaşayan yerli toplumunu etkileyip kitleler halinde Katolik yapmakmış. Basit bir kasabanın sıradan binaları arasında yükselen 4 gösterişli bina çok uzaklardan bile seçiliyor…

Turumuzun Peru bölümü buraya kadardı, sonrası Bolivya…






Sürecek









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder