26 Mart 2013 Salı

Muhteşem Iguazu, Brezilya Tarafı


Arjantin ve Patagonya'da 2 Hafta


Bölüm 4



Efsaneye göre; Iguazu nehrinde Boi isimli dev bir yılan yaşarmış. Yerli Guaraniler her yıl genç bir bakireyi nehre atarlar, Boi’ye sunarlarmış. Bu törene tüm kabileler, hatta uzaklarda yaşayanlar bile katılırmış.
Yılın birinde Taroba isimli gencin sevdiği genç ve güzel bakire Naipi kurban olarak seçilmiş. Taroba isyan etmiş ve boş yere kabilenin yaşlılarını bu kararlarından vazgeçirmeye çalışmış. Yaşlıların kararı değişmemiş tabii ki. Taroba da bunun üzerine, dev yılan Boi’ye sunulmasından bir gece önce Naipi’yi kaçırmış.
İki sevgili bir kanoya atlayıp nehir yoluyla kaçmak istemişler. Fakat bunu öğrenen Boi’nin öfkesi çok ağır olmuş. İki sevgiliyi yakalayıp nehri ikiye ayırmış. Taroba’yı ağaçlara, Naipi’nin saçlarını da şelalelere dönüştürmüş…
Daha sonra da Boi Şeytanın Boğazından –Garganta del Diablo-  batmış ve şelaleyi yani asla bir araya gelmeyecek olan sevgilileri izlemiş.
Fakat iki sevgili Boi’ye rağmen kavuşurlarmış zaman zaman; Güneşli günlerde ortaya çıkan gökkuşağı bir araya getirirmiş onları…




"Sıkı Gezgin" Ümit Kuru Ağabey'in objektifinden


Her gezgin ruh için “kutsal” mekânlar vardır. Çocukluğunuzdan beri hakkında bir sürü şey bildiğiniz, gitme hayalleri kurduğunuz, ilk kez gördüğünüzde ise tarif edilmesi zor bir heyecan, keyif ve mutluluk karışımı duyguyla, derin bir nefes alıp bir süreliğine bakakaldığınız mekanlar. Hatta o anlarda fotoğraf makinenize davranmakta bile geç kalırsınız. Sadece kısacık da olsa o anın büyüsünü yaşamak istersiniz. Sözgelimi Tac Mahal, Machu Picchu ve Angkor Wat'ı ilk gördüğüm o anlar belleğimde kazılı adeta. 

Bu gezide de benim için 2 kutsal mekân vardı… Fakat bu kez insan yapısı değil de doğa harikaları. İlkini bu yazıda anlatmaya başlıyorum; muhteşem Iguazu. (Diğeri için okumaya devam…)

Sabaha kadar bardaktan boşanırcasına yağmur yağan bir gecenin sabahında Buenos Aires’ten ayrılıyoruz. Bu kez Buenos Aires’in şehre daha yakın olan yerel havalimanı Aeroparque Jorge Newbery’den uçtuk. Arjantin Havayolları, Aerolineas Argentinas’a ait uçağımız 09.50’de havalanıyor ve yaklaşık 2 saatlik bir uçuştan sonra Iguazu’nun Cataratas del Iguazú isimli uluslararası havalimanına iniyoruz.

Havalimanı binasından çıktıktan sonra sizi karşılayan çok sıcak olmasa da aşırı nemli hava… Bu kadarı uzun yıllardır Antalya’da yaşayan ve dolayısıyla neme alışkın olduğunu iddia eden benim için bile çok fazla. Havalimanından direk otelimiz Saint George'a geçiyoruz. (Bu arada konaklamamız Arjantin tarafında). Otele yerleşmenin ardından çok yakındaki salaş ama sevimli La Tranquera Restoranda nehir balığı Surubi’nin tadına baktık.


 Surubi... Aslında tabakta pişirilmiş bir Surubi resmi paylaşmak daha uygun 
olabilirdi ama elimde bir tek bu var. Öğle yemeği yediğimiz 
La Tranquera restoranın duvarından…

Yemek sonrası Brezilya tarafına doğru yola çıktık. Arjantin Brezilya sınırında Iguazu’ya özgü bir durum var. Arjantin, pasaportlarınıza çıkış damgası vursa da Brezilya tarafı böyle bir işlem yapmıyor. Yani eğer bizim gibi şelalelerin Arjantin tarafında, Puerto Iguazu şehrinde konaklıyorsanız, şelalelerin Brezilya tarafını görmek için Arjantin’den çıkıp yeniden giriyorsunuz…

İlk durağımız şelalelerin girişine yakın helikopter pisti. Eğer Iguazu’yu kuş bakışı görmek istiyorsanız 10 dakikalık bir helikopter turunun maliyeti 110 USD. Grup elemanlarının bir kısmı, özellikle benim gibi felaket bir araç tutması probleminden mustarip olmayanlar helikopter turu yapıyorlar.

Ardından Iguazu Ulusal Parkına –Portekizcesi; Parque Nacional de Iguacu- 41,60 Real yani yaklaşık 20 USD karşılığında giriş yapıyoruz. Giriş yaptıktan bir süre sonra Park içerisindeki Hotel das Cataratas’ın önünde araçtan inip şelalelere giden patikaya yöneliyoruz.


Cataratas do Iguaçu; yani Iguazu Şelaleleri

Hotel das Cataratas

Patikaya girmeden hemen önce Iguazu’nun gürültüsü karşılıyor sizi. (Bu arada yeryüzündeki şelaleler pek çok farklı açıdan sınıflanıyor, yok debisi en fazla olan, yok en geniş olan, yok suları en yüksekten dökülen... Iguazu büyük ve muhteşem. Bu kadarını bilmek bana yeterli geldi. Meraklısı için aşağıdaki fotoğrafta her türlü karşılaştırma var…)


Nombre:İsim, Rio:Nehir, Pais:Ülke, Altura:Yükseklik, Caudal:Debi

Henüz patikanın başladığı platforma adım atmışken yazımın başında sözünü ettiğim o büyülü anı yaşıyorum. Kutsal mekânlarımdan biri tüm ihtişamıyla; gürültüsü ve hafiften yüzüme çarpmaya başladığı su damlacıklarıyla karşımda duruyor. Iguazu Arjantin tarafına kıyasla daha küçük Brezilya tarafında bile çok büyük, çok ihtişamlı. Zaten Iguazu da Guarani dilinde “Büyük Su” demek…

Iguazu'yu ilk gördüğüm noktadan...

Platform’dan patikaya geçip hafif bir eğimle aşağıya doğru yürüyoruz. Patika boyunca yer yer şelaleyi izleyebileceğiniz ya da fotoğrafını çekebileceğiniz balkonlar var. Hava sıcak, nem oranı inanılmaz yüksek ve deli gibi terliyorsunuz. Terlemenin yanında bir de şelalenin havalandırdığı su kütlesine yaklaşınca üzerinizdeki her şey hafiften sırılsıklam olmaya başlıyor. Nem nedeniyle su içmek için sık sık durmak kaçınılmaz oluyor. Dolayısıyla yolunuz düşerse eğer yanınıza büyük bir şişe su alın. Bir de fotoğraf makinenizin sürekli nemlenen objektifini kurulayacak bir bez!

Patikanın sonunda, nehir seviyesine ulaştığınız noktada şelalenin çok yakınına kadar gidebileceğiniz, nehir üzerinde bir de yol var. İşte bu yolda giysilerinizle duş almış kadar ıslanıyorsunuz… Dikkat; fotoğraf makinenizi eğer modelini upgrade etmek gibi bir planınız yoksa yanınıza almayın!

Iguazu Brezilya tarafından fotoğrafladıklarımdan; 






Hava kararmaya yüz tutmuşken üstteki fotoğrafta gördüğünüz asansörle yukarı çıktık. Iguazu’nun ihtişamına Brezilya tarafından son kez baktıktan sonra otelimize doğru yola düştük. 

Dönüş yolunda Brezilya’lı rehberimiz Eduardo bize küçük ve eğlenceli bir test yaptı. İçerisinde Iguazu’nun göründüğü uluslararası üne sahip filmleri sordu. İşte yanıtlar; 1986 yapımı Robert de Niro’lu “The Mission”, James Bond serisinden, favorim Roger Moore’lu 1979 yapımı “Moonraker”, Iguazu sahnesini anımsayamasam da Collin Farrel ve Jamie Foxx’lu 2006 yapımı “Miami Vice”, Iguazu Peru’da gösterildiği için Eduardo’nun kıl olduğu Indiana Jones Serisinin son filmi 2008 yapımı “Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull” ve listedeki izlemediğim tek film Leslie Nielsen’in oynadığı 1997 yapımı “Mr. Magoo”… 

Iguazu'nun Brezilya tarafından paylaşacağım son fotoğrafta Ben varım... Sırılsıklam olmuş halimle!

Ertesi gün, Iguazu’nın daha büyük olan Arjantin tarafını gezeceğiz… 

Sürecek...



2 yorum:

  1. çağlarcım ayağına sağlık seni ilgiyle ve zevkle takip ediyorum. dr özer ilkgül

    YanıtlaSil
  2. Her satırını keyifle okuyorum. Anlatım akıcı, fotolar şahane.Eline, emeğine sağlık. NAimek

    YanıtlaSil