7 Nisan 2013 Pazar

El Calafate ve Şili Patagonya'sına Geçiş



Arjantin ve Patagonya'da 2 Hafta



Bölüm 9



Perito Moreno sonrası akşamüzeri El Calafate’ye varıyoruz. Hediyelik eşya dükkânları, restoran ve kafeler ve de her türlü outdoor kıyafet ve malzemeyi bulabileceğiniz mağazalarla dolu Avenida del Libertator, yani şehrin ana caddesi hala canlı. Daha sonra otelde buluşmak üzere sözleşip dağılıyoruz.

Dönüş yolunda, Perito Moreno’da bize eşlik eden rehberimiz Pilar limonlu kekleri çok güzel bir kafeden söz etmişti. Önce bu limonlu keklerin izinden gitmeli diyerek La Zaina Kafeyi arıyoruz. 

Ana cadde, Avenida del Libertator’a çıkan sokaklardan birinde, az ileride köşede bulduğumuz La Zaina Cafe ilginç bir mekân. Giriş kapısında Kafe yerine “Müze ve Sanat Barı” yazan mekâna girdiğinizde sanki zamanda yolculuk yapmış ve kovboylar döneminde bir bara girmiş gibi hissediyorsunuz. İçerisi bir sürü antik eşya ile dolu…

Bir süre sonra La Zaina’nın Finlandiya asıllı cana yakın sahibesinin, El Chalten’e gidip gelirken mola verdiğimiz La Leone Hotel’in eski sahibinin kızı olduğunu öğreniyoruz. Konu La Leone olunca muhabbet uzuyor. Konuksever ev sahibemiz bize albümler gösteriyor, duvarlardaki fotoğraflar hakkında bilgiler veriyor. Ayrıca bloğumda 6. bölümde uzun uzun anlattığım Butch Cassidy ve Sundance Kid’in La Leone’de konaklamalarıyla ilgili öykünün büyük olasılıkla gerçek olmadığını öğreniyoruz. Kafenin Sahibesi Butch ve Sundance'ın çok daha güneyde görüldüklerinden söz ediyor. “La Leone tarafına gelmiş olmaları pek mantıklı değil, nehri buradan geçmişlerdir” diyor bize harita üzerinde başka bir noktayı gösterirken. La Leone’nin duvarlarındaki aranıyor ilanlarından söz ettiğimde ise; “Onlar turistler için” diyor. Oysa Butch Cassidy’nin aranıyor ilanıyla bir resmimi çektirip çoktan bloğa koydum bile… 


La Zaina Cafe

La Zaina Cafe'den

La Zaina Kafeden bir başka kare

La Zaina'daki fotoğraflardan... 
Sağda; La Leona Hotel'in eski işletmecisi ve kafenin şu andaki sahibinin annesi. 
Solda: La Leona Nehri ve köprü yakınındaki otel.


La Zaina’da geçirdiğimiz keyifli zamanın ardından sokaklarda dolaşıp birkaç fotoğraf daha çekiyorum.

Akşam yemeğimizi tüm gezinin en iyi restoranlarından Don Pichon’da alıyoruz. El Calafate’yi biraz yukarıdan gören harika bir manzarası olan restoranın yemekleri de çok güzeldi… (Zaten tripadvisor’da 300 den fazla kişi bu restoran için puan vermiş ve % 83’ü mükemmel demişler! Bu da link'i...)

El Calafate sokaklarından birkaç fotoğraf; 








Biz Arjantin'deyken ölen Hugo Chavez'in anısına, 
El Calafate Sokaklarından...

Ertesi sabah ismini Patagonya'ya özgü böğürtlen benzeri meyveden alan bu şirin şehirden ayrılıyoruz. Bir sonraki durağımız Puerto Natales yani Şili…

Bu kez yolculuğumuzu, sınır geçişi daha kolay olacağından tarifeli otobüs ile yapıyoruz. Otogardan bindiğimiz otobüsün yolcularının kalanı da bizler gibi turist. El Calafate ile Puerto Natales arası 282 kilometre ve sınır geçişinde oyalandığınız süreye bağlı olarak 5-6 saat kadar sürüyormuş. Otobüsümüz yarım saat gecikmeli olarak saat 9.00 gibi kalkıyor.

Kömür dolu tren vagonlarıyla dikkat çeken, Veintiocho de Noviembre isimli - ki 28 Ekim anlamına geliyor- küçük bir madenci kasabasından geçip Arjantin’den çıkıyoruz. Burası tüm Arjantin’deki tek aktif kömür madeni Rio Turbio’ya sadece 15 kilometre kadarmış. Arjantin’den çıkış işlemlerimizi otobüs şoförü hallediyor. Tüm yolcuların pasaportları toplanıyor ve 15-20 dakika içerisinde çıkış damgası basılmış şekilde geri getiriliyor. Şili sınırı; Dorotea Pass’a kadar bir 15-20 dakika daha otobüsle devam ediyoruz.

Şili’ye girmek o kadar kolay değil maalesef. Bu ülkeye kesinlikle yiyecek ve içecek sokamıyorsunuz. Hatta aşağıda paylaştığım broşürde de görebileceğiniz gibi; hayvan ürünlerinden yapılma veya ahşap el sanatları bile yasak… Zaten yol boyunca Şili’de yaşayan rehberimiz Cem’in uyarılarıyla grup yanındaki çerezleri tüketmek için tıkınıp duruyorduk ama bu “el sanatları” uyarısı biraz strese sokuyor bizleri…

Şili'ye girerken yanınızda bu broşürdekiler olmamalıymış!

Fakat sınırdakiler o gün pek de sıkı değiller. Önce otobüsten iniyorsunuz. Bavullarınız bir kenarda dururken pasaport işlemlerinizi hallediyorsunuz. Şanslıyız ki sınırdan geçen tek otobüs bizimki. Birkaç otobüsün aynı anda sınırda olduğu zamanlarda pasaport işlemleri için uzun süreler beklemek mümkünmüş. 

Pasaportu işlemleri bittikten sonra valizinizi alıp x-ray cihazından geçiriyorsunuz. Bizim valizler cihazdan geçerken görevli ekrana göz ucuyla şöyle bir bakıyordu. Cem’in söylediğine göre zaman zaman bavulları açtırdıkları, gereksiz sorun çıkardıkları oluyormuş...

Sınır geçişi sonrası kısa bir yolculuğun ardından vardığımız Puerto Natales, Şili Patagonya’sında yer alan yaklaşık 20 bin nüfuslu küçük bir şehir. Bu şehrin Torres del Paine Ulusal Parkını görmek için buradan geçmek zorunda olmanız dışında pek bir özelliği yok açıkçası. Şehir fiyortların arasında kalmış bir körfezin kıyısında kurulmuş. Körfezin ismi de Seno Última Esperanza ki Son Ümidin Sesi anlamına geliyor.

Hotelimiz Aqua Terra dışarıdan bakıldığında hayal kırıklığı yaratsa sonrasında da hoş bir dekorasyonu olan sevimli bir hotele dönüşüyor. Üstelik seyahatimiz boyunca kaldığımız tüm oteller içerisinde en geniş odalar da yanılmıyorsam bu oteldeydi... 


Manuel Bulnes Caddesinin diğer tarafından Aqua Terra Hotelin görünümü

Aqua Terra Hotelden bir köşe...


Otele yerleştikten sonra öğle yemeği için yolun hemen karşısındaki El Bote Restorana gidiyoruz. Yemek sonrası bu küçük şehri keşfetme zamanı.

Önce, Son Ümidin Sesi’ne yani körfeze kadar yürüyoruz. Deniz gerçekten güzel görünüyor. Sahildeki kısa bir yürüyüşün ardından şehrin sokaklarına dağılıyoruz. İlk dikkatimi çeken Şili’li şoförlerin yayalara davranışı. Abartısız hepsi durup yayalara yol veriyor. İster sokak arası ister ana cadde olsun fark etmeksizin hem de. Tıpkı ülkemizdeki gibi, değil mi?

Restaurante El Bote

Sena Ultima Esperanza, Son Ümidin Sesi Körfezi

Puerto Natales, sahilden

Puerto Natales'in kuruluşunun 101. yılı anısına 2012 yılında yapılmış anıt; Monumento Al Viento


Puerto Natales’de gezerken sık sık Milodon denilen yaratığın izleriyle karşılaşıyorsunuz. Anahtarlıklarda, tişörtlerde, magnetlerde kısacası her türlü hediyelik eşyada o var. Hatta şehirde kocaman bir Milodon heykeli bile var. Milodon, Patagonya’ya özgü nesli tükenmiş devasa bir tür tembel hayvan. Ağırlığı 200 kiloya boyu ise arka ayakları üzerinde kalktığında 3 metreye kadar ulaşabiliyormuş. Bu tarih öncesi canlıya ait fosiller Patagonya’da bulunmuş. Hatta bu canlıya Milodon ismini veren Richard Owen isimli araştırmacı, üzerindeki dişler eksiksiz olan bir alt çene kemiğinden çok yararlanmış. Bu çene kemiğini bulan da Charles Darwin. Sanırım 1990’larda artan turizm hareketi sonucu Puerto Natales’liler, kasabaları için ilginç bir maskot ararlarken bu tarih öncesi canlıyı yeniden keşfetmişler. 

Milodon. (Bu fotoğraf Wikipedia'dan...)

Alberto deAgustini; Bölgedeki Yerli halk ile iyi ilişkiler kurmuş İtalyan
Kaşif, Dağcı, Haritacı ve Fotoğrafçı...

Puerto Natales Sokaklarından

Trip Advisor'da çok beğenilen Hostal Amerindia (www.hostelamerindia.com)

Puerto Natales şehir meydanı; Plaza des Armas.

Puerto Natales Sokaklarından bir kare daha

Puerto Natales'den son kare; Sevimli çöp kutuları...

Akşam yemeğimiz yeniden El Bote Restoranda. Otelden çıkmadan önce lobide otelin ikramı olan Güney Amerika'ya, özellikle de Peru'ya özgü içki Pisco Sour’larımızı içip Dünya Kadınlar Gününü bu konuda birer küçük dilekte bulunarak kutladık. Diğer önemli kutlamamız ise gruptan Banu ve Barbaros Taşan çiftinin evlilik yıldönümleriydi.

Ertesi gün Torres Del Paine Ulusal parkına gidiyoruz…

Son söz: El Calafate’li dondurma da pek güzel oluyor!

Sürecek


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder