8 Aralık 2013 Pazar

Vietnam Laos Kamboçya Seyahatnamesi 3




Adı savaşla özdeşleşmiş uzak ülke; Vietnam  

Hue 



Haritada Asya kıtasının en sonunda, ince uzun bir yay gibi duran Vietnam’ın ortasında bir şehir Hue. Yukarıdaki, yani Kuzeydeki Hanoi’ye 700, aşağıdaki Ho Chi Mihn ise 680 kilometre mesafede. Parfüm nehrinin kıyılarında ve Kuzey Çin Denizinden birazcık içeride yer alıyor. Singapur'un Changi Havalimanından apar topar satın aldığım Lonely Planet’e göre de Vietnam’ın “Entelektüel, kültürel ve ruhani kalbi”…



Hue, Parfüm Nehri boyunca tekneler.


Sabah erkenden Başkent Hanoi’den yollara düşüp havalimanına, oradan da bir saatten birazcık daha fazla süren uçuşun ardından Hue’nin Phu Bai Uluslararası Havalimanına indik. Hue, Parfüm Nehrinin iki yakasında kurulu ve UNESCO’nun Dünya Mirasları Listesinde yer alan anıtları nedeniyle Vietnam'ın popüler turist destinasyonlarından biri. Parfüm Nehrinin Vietnam dilindeki ismi Song Huong. Sonbaharda nehrin yukarı bölgelerindeki meyve bahçelerinden suya dökülen yapraklar, nehrin adeta bir parfüm gibi kokmasında sebep olurmuş. O yüzden adına Parfüm Nehri denmiş. Günümüzde nehir iyi veya kötü kokmuyor açıkçası. Nehrin ismiyle kendisi arasında henüz bir tezat veya istihza yok yani.


Şehir merkezine vardığımızda önce hızlıca otele yerleşip ardından da Tropical Garden isimli restoranda öğle yemeğine geçtik. Geçtik derken ismi gibi güzel de bir bahçesi olan restoran Tropical Garden neredeyse otelimiz Asia’nın tam karşısındaydı.

Ardından İmparator Tu Duc’un Mezarını ziyarete gittik. Tu Duc, Vietnam'ı 17. ve 19. Yüzyıllar arasında yöneten Nguyen Hanedanının 4. İmparatoruymuş. Hatta Hue bu Hanedan döneminde ülkenin başkentiymiş. Ta ki 1945 yılında 13. imparator olan Bao Dai’nin referandum sonrası tahttan çekilmesine kadar. Hanoi'de Kurulan yeni Komünist Hükümet, aynı yıl Hanoi'yi başkent ilan etmiş. 

İmparator Tu Duc, 1829 ve 1883 yılları arasında yaşamış ve sömürgeciliğin etkilerini çok fazla yaşamamış. Sömürgeci Fransızlara karşı direndiğinden ötürü ülkesini bağımsız olarak yönetebilen son Vietnam İmparatoru olarak anılıyor. Dedikodulara göre de küçükken geçirdiği çiçek hastalığı nedeniyle kısırmış ve hareminde yüzden fazla eşi olmasına rağmen çocuğu olmamış. Kesin bu kısırlık olayını Fransızlara bağlayan bir komplo teorisi de vardır ama yazıyı hazırlarken gözüme çarpmadı açıkçası.

Tu Duc’un Mezarı Hue şehir merkezinin 10 kilometre kadar dışında, Thuong Ba isimli bir köyün hemen yakınında. Kelimenin tam anlamıyla cennet gibi bir yer; içinde küçük bir göl olan yemyeşil bir çam ormanı. Mezardan ziyade İmparatorun yazlık sarayı olmalıymış bence diye düşünmüştüm kapıdan girip de kompleksi ilk gördüğümde, sanırım İmparator da benimle aynı fikirdeymiş ki henüz hayattayken mezarını kendisi planlamış (1864-1867 yılları arasında inşa edilmiş) ve kullanmış da. Komplekste kendisinin ve imparatoriçesinin mezarları, Chap Kiem isimli bir Tapınak, göl kenarında bir köşk ve başka yapılarla birlikte, bir de bir zamanlar Harem olan binanın kalıntıları var. 

Tu Duc ayrıca, Her ne kadar kötüye alamet olsa da kendi mezar taşı kitabesini kendisi yazmış. Kitabenin yazılı olduğu "Stele" yani Dikilitaş Vietnam’daki en büyük örneklerden ve buraya yaklaşık 500 kilometre mesafedeki bir taş ocağından dört yılda getirilmiş.


Tu Duc Mezar Kompleksindeki Luu Khiem Gölü

Luu Khiem Gölünden

Gelmesi dört yıl süren Dikilitaş

Xung Khiem Köşkü; İmparator tarafından temiz hava almak
 ve şiir yazmak için kullanılmış

Tinh Khiem Adasına giden köprü

Tu Duc'un Mezarından

Bu da son kare...

Kendine bu kadar uğraşıp bu güzelim mezarı inşa ettiren İmparator anlaşılmaz bir şekilde buraya gömülmemiş. Gerçek mezarı yine Hue’de ama kimsenin bilmediği bir yerde. Hatta bu sırrı korumak için İmparatorun cenazesini gömen 200 kişinin geri döndüklerinde başları kesilmiş. Tu Duc’un iki yüz kişinin hayatına mal olan cenazesi neden bu kadar kıymetliymiş bilinmez.

İnsana huzur veren bu güzelim mekânda bol bol fotoğraf çektikten sonra yeniden Hue kent merkezine doğru yola çıkıyoruz. Bu arada ilerisi için kendime not; olur da bir gün Vietnam’a yeniden gidersem; buraya, Tu Duc’un mezarına mutlaka yeniden gelinecek ve saatlerce kalınıp binlerce fotoğraf çekilecek…

Hue’deki sonraki durağımız İmparatorluk Sarayı veya Kalesi (Imperial Citadel). Sarayın etrafı surlar ve surlar da bir hendekle çevrili. Hendek ve surların içinde de yine duvarlarla çevrili Pekin’deki Yasak Şehir benzeri bir şehir varmış. Nguyen Hanedanına ait şehrin adı da; Yasak Mor Şehir. Varmış diyorum çünkü Amerikan savaşı sırasındaki bombardımanlar nedeniyle bir hayli hasar görmüş. Citadel’in büyük bölümü restorasyon çalışmalarının devam ettiği bir şantiye gibi.

Amerikan Savaşı dedik ya işte tam da burada Vietnam’a gidecekler için kısa bir Amerikan Savaşı bilgisi vermeli. Seyahatnamenin ilerleyen bölümlerinde savaştan bir hayli söz edeceğim çünkü. Hele bir de “Tet Saldırısı" (Tet Offensive) var ki, ülkede nereye gitseniz karşınıza çıkıyor sanki. Buyrun sizlere “ödüllü” seyahat bloglarında bile bulamayacağınız kısa bir Amerikan Savaşı özeti.

Sömürgeci Fransızlar bölgeden çekildiklerinde Vietnam, aralarında silahlandırılmamış bir bölge bulunan, Kuzey ve Güney olmak üzere iki ayrı bağımsız ülkeydi; Ho Amca’nın Komünist Vietnam’ı Kuzey Vietnam ile Amerika Yanlısı Güney Vietnam. Kuzeydeki Ho Amca’nın iki Vietnam’ı birleştirmek gibi bir hayali vardı. Zaten 1954 yılında, sömürgeci Fransızların çekilmelerinin ardından yapılmış bir anlaşmaya göre iki Vietnam seçimler yoluyla birleştirilecekti. Fakat ABD yanlısı Güney Vietnam bu seçimlere yanaşmadı. (Hatta derler ki eğer o seçimler gerçekleşseydi sonuçta Ho Chi Minh birleşik Vietnam’ın başkanı olur belki de savaş da olmazdı, kim bilir?)

Güney Vietnam’ın Katolik ve anti-komünist başkanı Ngo Dihn Diem’in seçimlere yanaşmaması üzerine Kuzey, gerillaları Viet Cong’lar ile Güneyde terörist eylemler gerçekleştirmeye başladı. Tabii ki dünyanın her daim savaşa hazır jandarması ABD, birleşik üstelik de komünist bir Vietnam oluşumuna izin veremezdi. Bunun için de ne gerekiyorsa yaptı. Hatta yıllar sonra kanıtlandığı üzere CIA, ABD yanlısı Ngo Dihn Diem’e karşı darbe organize etti, Diem'i öldürttü ve Kuzeylileri suçladı. Diem’in kendi generallerinin düzenlediği bu darbeyle Güney Vietnam’ın yönetimini de Vietnam Cumhuriyet Ordusu (ARVN) ele geçirdi. İlginç bir bilgi; Darbe esnasında Güney Vietnam’ın başkenti Saigon’da ABD’nin 16,000 (yazıyla on altı bin) askeri danışmanı varmış.Tam da burada aklıma Costa-Gavras'ın 1982 yapımı "Kayıp" (Missing) filmi geldi...

Ardından Amerikalıların olaya müdahil olabilmeleri için gereken olay da gerçekleşti. 2 Ağustos 1964 günü Tonkin Körfezinde Amerikan savaş gemisi Maddox’a ateş açan Kuzey Vietnam devriye botları batırıldı. Sonrasında da savaş patlak verdi; SSCB ve Çin Destekli Komünist Kuzey Vietnam Ordusu ve destekçisi Viet Cong (Ulusal Kurtuluş Cephesi veya NLF) ile Güney Vietnam Ordusu ve Amerikan birlikleri arasında 30 Nisan 1975’de Güney Vietnam’ın başkenti Saigon’un düşmesine kadar sürecek olan savaş. Saygon düştüğünde Amerikalılar ve destekledikleri Güney Vietnam ordusu savaşı kaybetmişlerdi.

Yarım milyondan biraz daha fazla Amerikalı, (tam olarak 536.100 asker) Bruce Sprinsteen’in "Born in the USA" şarkısında da dediği gibi “sarı adamları” öldürmek için bu topraklara gönderildiler. (Got in a little hometown jam/ So they put a rifle in my hand/ Sent me off to a foreign land/ To go and kill the yellow man… Türkçe meali; Bir mahalle kavgasına karıştım/ Elime bir tüfek tutuşturdular/ Yabancı bir ülkeye gönderdiler/ Sarı Adamları öldürmek için...)

Yarım milyon Amerikalı askerin, isimleri Washington D.C.'deki meşhur duvarda (Vietnam Veterans Memorial) yazılı yaklaşık 60 bini hayatını bu topraklarda kaybetti. Vietnam Ordusu ve Viet Cong’lar olarak Kuzey Vietnamlıların toplam askeri kaybı ise 1,1 milyondu. Güney Vietnam’ın kaybı nedir bulamadım ama çok da araştırmadım açıkçası. Sonuçta aradan bunca yıl geçtikten sonra ne de olsa yitirilen yaşamlar sadece bir rakam olarak kalacak fakat belirtmek istediğim bir rakam daha var. O da her iki taraftan ölen toplam sivil sayısı ki, o da 4 Milyon kadar. 

Tet saldırısına gelince;

Tet Vietnam dilinde yeni yıl anlamına geliyor ve Vietnamlılar için yılın en önemli günü. 1968 yılı Ocak ayında yeni yıl kutlamaları nedeniyle ateşkes ilan edilip savaşa 2 gün ara verilmişken, 30 Ocak sabahı, yani Vietnam yeni yılının ilk sabahı,  Kuzey Vietnam Ordusu ve Viet Cong’lar, Güney Vietnam ve müttefikleri Amerikan birliklerine karşı topyekûn bir saldırıya başlıyorlar. Tüm ülkeye yayılan, yaklaşık 80 bin birliğin yüzden fazla şehre saldırdığı, Amerikan savaşı tarihindeki bu en büyük askeri harekâtın ismi de Tet Saldırısı. Öncesinde Amerikalılar savaşı kazanıyor oldukları gibi bir yanılgının içindeyken Tet Saldırısıyla işlerin pek de öyle olmadığını anlıyorlar. (Meraklısına not; Bu saldırıyı sinema kurtları Stanley Kubrick’in Full Metal Jacket filminden anımsayacaklardır.)

Hue şehri ve bir zamanlar şehrin kalbi olan Mor Yasak Şehir (Imperial Citadel), Amerikan savaşında ciddi hasar görmüş. Savaş boyunca Hue’nin stratejik konumu nedeniyle burada çok şiddetli çatışmalar yaşanmış. Stratejik olarak Hue’yi önemli yapan neden şehrin Kuzey ve Güney Vietnam arasındaki silahsızlandırılmış bölgeye komşu olması. Ayrıca Amerikalıların Vietnam’daki ana üssü Da Nang’dan içerilere giden tek ikmal yolu da buradan geçiyor. Ve tabii ki Parfüm Nehri; Hue’nin Parfüm Nehrinin kıyılarında kurulmuş olması da Amerikan ikmal botları için oldukça önemli. İşte bu yüzden Hue Savaş boyunca, özellikle de Tet Saldırısında çok hasar görmüş. 

Hue Sokaklarından; Imperial Citadel'i görmeye bir söyle gidemedik vallahi!

Imperial Citadel, Hendek ve Surlardaki kapılardan biri

Yasak Mor Şehre giriş; Ngo Mon Kapısı

Yasak Mor Şehrin havuzlarındaki balıklar.
Gidip de bu fotoğrafı çekmeyen kalmış mıdır?

Yasak Mor Şehirdeki restorasyon çalışmalarından 

İmperial Citadel sonrası kararmaya yüz tutan havayla birlikte sonraki durağımız Parfüm Nehri kıyısındaki Thien Mu Pagoda’ya geçiyoruz. Başlangıçta benim için sıradan bir Pagoda ziyaretiyken beklenmedik bir şekilde karşıma çıkan Austin Marka eski bir otomobille olay oldukça ilginç bir hal alıyor.

Sanırım Budist Keşiş Thich Quang Duc’un ismini bilen çok azdır. Ama internette aşağıda da paylaştığım fotoğrafını görmemiş olanımız yoktur. Duc, 10 Haziran 1963 yılında, Güney Vietnam Hükümetinin Budistler üzerindeki faşizan baskılarını protesto etmek için Saigon şehrinde bir kavşakta kendini yakmış. Bu meşhur fotoğraf tüm dünyaya yayılmış ve Güney Vietnam hükümetinin Budistlere yaptığı baskı gizli kalmamış. (Kısa bir süre sonra da baskıcı Katolik Ngo Dihn Diem hükümetine CIA darbe düzenlemişti, hatırlarsınız)

Görgü tanıklarının anlatıklarına göre Duc, bedeni yanarken alevlerin ortasında hareketsiz öylece oturmuş. Başkan J.F. Kennedy'nin, gazeteci Malcolm Browne’a Pulitzer Ödülü kazandıran bu fotoğraf karşısındaki yorumu “Tarihteki hiçbir haber fotoğrafı, bu kare kadar dünyada etki yaratmamıştır” olmuş. Bence de tarihte bu kadar etkili çok az fotoğraf vardır. Fakat diğer bir yandan Kennedy’nin ülkesinin neden olduğu Amerikan Savaşında çekilmiş pek çok başka fotoğrafı göremeden bir suikaste kurban gittiğini de hesaba katmak lazım. Sözgelimi Nick Ut'un "Napalm Girl" isimli fotoğrafı veya Eddie Adams’ın çektiği, Viet Cong’lu Yüzbaşının başına sıkılan tek kurşunla idam edilişinin fotoğrafı gibi…

İşte Thien Mu Pagoda’da gezerken bir anda karşıma çıkan eski otomobil, Budist Keşiş Thich Quang Duc’un, meşhur resimde de arkasında motor kaputu açık durmakta olan otomobili çıkıyor. 

Malcolm Browne'a Pulitzer Kazandıran
Thich Quang Duc'un meşhur fotoğrafı (web'den)

Duc'un Thien Mu Pagoda'da sergilenen
Austin Marka otomobili

Thien Mu Pagoda

Thich Quang Duc’un öyküsüne kıyasla benim için pek de bir özelliği kalmayan Thien Mu Pagoda ise yedi katlı ve Vietnam’daki en yüksek Pagodaymış ve 1601 yılında inşa edilmiş. Ayrıca Hue şehrinin de resmi sembolüymüş. Vardığımızda güneş batmak üzereydi, daha aydınlık saatlerde gitsek bu Pagoda’nın ve bahçesinin daha çok fotoğrafını çekmek isterdim. Özellikle sonrasında internette, bir dolu nehirden çekilmiş Thien Mu fotoğrafı gördükten sonra söylüyorum bunu. Yolu düşecek olan fotoğraf sevdalılarına duyurulur…

Günün son aktivitesi oldukça turistikti; Parfüm nehri üzerinde bir tekne gezisi. Küçük bir grup birkaç şarkı söyledi ardından da içinde mumlar yanan kâğıttan fenerlerimizi Parfüm nehri üzerine bıraktık.

Akşam yemeği sonrası Hue sokaklarında dolaştım biraz. Nehir boyunca yürürken karşıma içerisinde çok güzel heykeller olan bir park çıktı. Gece olduğu için maalesef heykellerin fotoğraflarını çekemediysem de link’deki Flickr kullanıcısı neredeyse tüm heykelleri fotoğraflamış. Blogda Hue’yi yazdığım bu günlerde Facebook’da çok da paylaşılan bir sayfa geldi de aklıma; “Hala Rönesansa Girememiş Olmamızın Nedeni Olan 53 Heykel”. Vietnam’da 340 Bin nüfuslu bir şehirde, alelade bir parktaki heykellerle ülkemdekileri kıyaslayıp üzüldüm açıkçası. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın derim, Parfüm nehri kıyısında bir park. Heykeller Parkı diye geçiyor ama asıl ismi 3 Şubat Parkıymış. Ya da boş verin. Uğrayıp, sonra da bizim heykelleri anımsayıp moralinizi bozmayın…

Sürecek

8 yorum:

  1. Bir gezi yazısı gezi yazısından fazlası olmalı:) Bu yazılar tam kıvamında:)

    YanıtlaSil
  2. Hue, bana bir selde yanan bir DSLR'a mal olsa da, 3 gün mahsur kalmış olsam da, en sevdiğim kentlerden biri olmuştu :) Kalemine emeğine sağlık, okurken çok keyif aldım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hakan'ım, Bence de Hue gerçekten güzel ve önemli bir şehir. Ben de çok sevmiştim, bir kez daha gitmek isterim, kimbilir, birlikte gideriz belki...

      Sil
  3. Çok güzel bir yazı olmuş, Vietnam ve orada yaşanan savaşla ilgili bu kadar açıklayıcı bir yazı görmedim, fotoğraflar harika, Xung Khiem Köşkü'nde oturup çay içmek isterdim.

    YanıtlaSil
  4. Mükemmel ve çok hüzünlü bilgiler eşliğinde gezi yazısı okumak farklı oluyor. Xung Khiem Köşkü'nü görünce Topkapı sarayındaki iftariyelik aklıma geldi. İmparatorların ne denli işi bildikleri ve niçin genellikle şair olduklarını iyice anladım.

    YanıtlaSil
  5. Fatih Bey çok teşekkür ederim, yorumunuz için. Hue'deki o Mezar Kompleksinin tamamı çok güzeldi, bir kez daha gitmeyi çok isterim, çekmediğim o kadar çok fotoğraf kalmış ki...

    YanıtlaSil