12 Aralık 2013 Perşembe

Vietnam Laos Kamboçya Seyahatnamesi 4



Adı savaşla özdeşleşmiş uzak ülke; Vietnam

Hue'den Hoi An'a




Vietnam’da puslu bir havaya uyandığımız o sabah Hue’den Hoi An’a doğru yola çıktık.

Fakat tabii ki bu güzel şehirde biraz daha oyalanmak kaçınılmazdı. Parfüm Nehrini ve nehir boyunda bekleyen gezinti teknelerini izledik bir süre, önceki bölümde sözünü ettiğim Heykeller Parkına kısacık da olsa bir göz attık, meydanda futbol oynayan çocuklara takıldık ve Ho Amca’nın mezun olduğu liseyi gördük. Quoc Hoc ismindeki, yetenekli öğrencileri kabul eden bu lise Vietnam’daki ikinci en eski liseymiş ve ülkedeki eğitim kalitesi açısından da daima ülkenin en iyi üç lisesinden biri olmuş. Ho Chi Minh dışında diğer meşhur mezun da Ngo Dinh Diem… İlginç bir tesadüf; Amerikan Savaşının hemen öncesinde Kuzey Vietnam’ın başındaki Ho Chi Minh ile Güney Vietnam’ın başında olup daha sonra CIA’in organize ettiği darbe sonrası öldürülen Ngo Dinh Diem aynı liseden mezunmuş. Ve hayır; aralarında 11 yaş fark var, yani aynı dönemlerde Hue’deki bu Lisede bulunmuş olamazlar.


Hue, Parfüm Nehri kıyısında gezinti tekneleri

Bir başka açıdan, hafif HDR tarzı tekneler

Parfüm Nehrinden 

Ho Amca'nın da mezun olduğu "Huoc Hoc" Lisesinin girişi


Hue’den Da Nang’a doğru giderken yol üzerinde harika bir plajda mola verdik. Lang Co kilometrelerce uzunluğunda harika kumdan bir plaj. Önceki gün burada yüzme planları yaparken bir anda kapanan hava nedeniyle, mola verdiğimiz tesiste, bir Vietnam kahvesi içimlik oturup manzaranın tadını çıkardık.  


Gözlerimin önünde alabildiğince uzanan güzelim sahili seyrederken, yıllardır Antalya’da yaşayan ve kıyısından köşesinden de olsa turizmin içinde olan biri olarak iyi ki Avrupa’dan çok uzaklardayız diye düşündüm. Düşünsenize; Allah muhafaza, 11.400 kilometre sahili olan Vietnam, Avrupa’ya bizim gibi üç bilemedin dört saatlik uçuş mesafesinde olsaydı turizm istatistiklerimiz bundan nasıl etkilenirdi?

Lezzetli kahvelerimizi bitirip, Hai Van geçidine doğru yola çıktık. (Bu arada parantez içi bir not; Vietnam kahvesi gerçekten çok güzel!).

Deniz seviyesinden bir anda kıvrılarak Beş yüz metrelere yükselen Hai Van geçidi, Vietnam’ın en önemli ana yolu Highway 1’in üzerinde ve iki önemli şehir; Hue ve Da Nang arasında yer alıyor. Eminim bu sözünü ettiğim 500 metre yükseklik, duyduğunda herhangi bir Türk Vatandaşının yüzünde “alaycı” bir gülümsemeye neden olacaktır. Ne de olsa Kop Geçidi 2370, Zigana Geçidi 2032, Antalya’ya gelirken geçtiğiniz Çubuk Beli ise 925 metre rakımda… Yine de Hai Van’a saygılı olmalı, bu mütevazı rakım bile onu Vietnam’ın en yüksek geçidi yapıyor.

Tahmin edileceği üzere, inip çıkması 20 kilometre süren bu geçidin harika manzaraları var. Tabii eğer hava açıksa. Çünkü geçit tıpkı biz geçerken de olduğu gibi genellikle sisle kaplı oluyormuş. Hai Van ayrıca, kuzeyden gelen soğuk Çin Rüzgârlarına karşı bir bariyer gibi durduğundan Kuzey ve Güney Vietnam arasında iklimsel bir sınır da oluşturuyormuş. Kış aylarında (Kasım ve Mart, aynı yarıküredeyiz) Hai Van’ın kuzeyi soğuk ve yağışlıyken güneyi ise açık ve sıcak olabiliyormuş ki bu bizlerin de o Aralık günündeki tecrübesi ile sabittir.

Biraz havanın sisli ve yağmurlu olmasından biraz da bir tarafı uçurum dar yolların sağda durup bir beş dakika olsun fotoğraf çekmemize bile izin vermemesinden Vietnam’ın bu önemli geçidindeki güzel manzaranın fotoğraflarını çekemedim. Mola verdiğimiz geçidin en yüksek noktasındaki fotoğraflarla idare edeceksiniz artık…


Lan Co Plajından

Hai Van Geçidinin en yüksek noktasında
Amerikan Savaşından kalanlar

Hai Van; Mola yeri kahvehanesi.
Çaylar Şirketten değil...

Hai Van’dan inişte iyileşen hava koşullarıyla birlikte Da Nang’a girdik. Da Nang, Güney Çin Denizi sahilinde, Han nehrinin hemen ağzında kurulmuş Vietnam’ın önemli şehirlerinden ve neredeyse bir milyon nüfusu var. Da Nang Uluslararası Havalimanından UNESCO’nun Dünya Miraslarından 3 tanesine kolaylıkla ulaşabililirsiniz ki bu da Da Nang'ı önemli bir turistik merkez yapıyor. Kilometrelerce uzunluktaki sahilleri de cabası... (Sözünü ettiğim UNESCO’nun Dünya Miraslarından üçü ise; geride bıraktığımız Hue’nin İmparatorluk Şehri –Imperial Citadel-, gitmekte olduğumuz Hoi An ve göremediğim; 4. ve 14. Yüzyıllar arasında inşa edilmiş Hindu Tapınakları kalıntılarından oluşan My Son Harabeleri)

Benim için ise Da Nang’ın farklı bir önemi var. Bir zamanlar kendisini pek beğendiğim Hemşire Colleen McMurphy’nin (Dana Delany) yer aldığı, müptelası olduğum televizyon dizisindeki hikâyenin burada geçiyor olması… Hatırlayanınız var mı bilmiyorum, ilk özel televizyonumuz Star 1 (Yoksa Magic Box’muydu?) henüz yeni açılmışken, 1990 veya 1991’de Çin Plajı (China Beach) diye bir dizi vardı. Olaylar Amerikan Savaşının yoğun olduğu dönemde, cepheye yakın bir askeri üsdeki sahra hastanesinde geçiyordu.

İşte benim bir zamanlar çok sevdiğim bu dizinin geçtiği yer Da Nang. Amerikan Savaşı sırasında burası tüm Vietnam’daki en büyük Amerikan üssüymüş. Hatta savaşın en şiddetli olduğu dönemde, buradaki trafik dünyadaki tüm diğer havalimanlarından daha yoğunmuş…


Da Nang Sokaklarından

Şehir merkezine doğru giderken yolun bir tarafı alabildiğine kumsal yani Çin Plajı (China Beach). Bir de Vietnamlılara saygısızlık etmeyelim; plajın gerçek ismi My Khe, China Beach ise Amerikalıların verdiği isim. Yolun diğer tarafı ise neredeyse 10 kilometre boyunca Amerikalıların eski üslerinden geriye kalanlar; eski bir pist, çirkin yıkık dökük hangarlar ve korunma amaçlı beton duvarlar. Ve tahmin edeceğiniz gibi gruptaki dostların tamamı harika plajları izlemeyi tercih ederken ben diğer tarafı, Amerikalılardan kalan çirkinlikleri seyrediyordum. Sırf Coleen McMurphy’nin anısına…

Bizim Da Nang’dan geçtiğimiz o gün çok hotel inşaatı vardı. Umarım değildir ama sanırım şimdilerde Çin Plajı bizim Belek veya Kundu gibi otelden geçilmeyen bir sahil şeridi haline gelmiştir.

Da Nang şehrinde tek uğradığımız yer önemli bir müze oldu; Da Nang Cham Heykel Müzesi (Da Nang Museum of Cham Sculpture). Cham Halkı Vietnamlılar işgal etmeden önce, 7. yüzyıldan 1800’lerin başına kadar hüküm sürmüş Champa Krallığı halkına verilen isim. Cham Halkının en büyük özelliği Hindu olmaları. Müzede Hindu sanatının örneği pek çok heykel var. Yukarıda sözünü ettiğim UNESCO'nun Dünya Miraslarından üçüncüsü My Son Harabeleri de Champa Krallığından kalma...


Cham Heykel Müzesinden; Ganesha; Hinduizm'deki
en tanınmış ve saygı duyulan Tanrı temsillerinden biri

Apsara; Hindu ve Budist Mitolojisinde 
bulutlarda ve suda yaşadığına inanılan dişi periler


En sonunda ulaştığımız Hoi An’ı ben gerçekten çok sevdim. Belki de Vietnam’da en sevdiğim şehir burası oldu. Hoi An bir zamanlar oldukça önemli ve gelişmiş bir liman kentiymiş. Thu Bon Nehri kıyısında kurulu bu zengin şehirde Çinliler, Japonlar ve onlar kadar olmasa da Hollandalı ve Hintliler yaşarmış. Artık ticari anlamda eski şaşalı günlerinin çok gerisinde olsa da oldukça iyi korunmuş Eski Şehir (Old Town) sayesinde bugün, belki de Vietnam’ın en çok turist çeken şehri olmuş.

Eski Şehrin sokakları seyahat acenteleri, butik oteller, kafe ve barlar, hediyelik eşya mağazalarıyla dolu. Ve aralarına sıkışmış şehrin ihtişamlı zamanlarından kalma tacirlere ait tipik Japon evleri veya Çin Tapınakları… Her köşe başında geçmişin izleriyle karşılaşmanın mümkün olduğu sokaklarda hoparlörlerden klasik müzik yanını yapılıyor (Vallahi doğru söylüyorum!). Bir de Hoi An sokaklarında belki yüzlerce terzi dükkânı var. Bu sevimli şehir terzileriyle dünyaca meşhur; istediğiniz moda dergisinden istediğiniz herhangi bir modeli alın, ilk gördüğünüz Hoi An’lı terziye gidip gösterin, 24 saat içerisinde giysiniz hazır… İnternette karşıma çıkan bir makalenin başlığı konuyu harika özetlemiş; “Culture meets couture in Hoi An” (Bunu çevirince cümlenin ahengi bozuluyor, ama zaten yeterince açık, değil mi?)

Hoi An’da ilk olarak şehrin simgesi Japon Köprüsü'nü gördük. Adeta bir sanat eseri olan bu köprü 1600’lü yılların başında inşa edilmiş. Zamanında şehrin iki önemli bölümünü birleştirirmiş; Batıdaki Japon ve Doğudaki Çin mahalleleri... Bu güzel, üstü kapalı köprünün tam ortasında bir de küçük tapınak var. (Böylece bu yazıda da köprülere olan ilgimi sürdürmüş oldum!)

Şehirde birkaç turistik mekânı daha gezdik. Tan Kye Evi, 18. yüzyıldan kalma Vietnamlı bir Tüccara ait sıradan bir ev. Adeta şehrin tarihini içindeki her ayrıntıda barındıran bu ev özel bir müze ve müzeyi işleten ev sahipleri yedi kuşaktır bu evde yaşıyorlarmış. Ardınan da görüntü olarak tapınaktan farkı olmayan Çin Meclisi Salonuna gittik (The Chinese Assembly Hall). Çinliler anavatanları dışında bir toplum oluşturduklarında ülkelerde, sosyalleşmek, genç kuşakları eğitmek gibi nedenlere bu Meclisleri kurmuşlar. Buradan hatırımda kalan tavanda asıl bir sürü konik ve sarmal şeklindeki tütsü ve içlerindeki sarı kâğıtlar. Bu sarı kâğıtlara dileklerinizi yazıyorsunuz, sarmal tütsünün ortasına asıyorsunuz ve sonran da tütsüyü yakıyorsunuz. Eğer tütsü sonuna kadar yanarsa dileğiniz gerçekleşiyormuş...

Bir süre daha sokaklarda öylesine dolaştıktan sonra otelimiz Thuy Duong’a geçtik. Akşam yemeği sonrası kendimi yeniden sokaklara attım.

Ben Hoi An’ı çok sevdim.

Hoi An Sokaklarından

Japon Köprüsü

Japon Köprüsü'nün girişi

Japon Köprüsü üzerindeki Tapınak

Thu Bon Nehri

Hoi An Sokaklarından 

Hoi An'da Türk İzleri 1

Chinese Assembly Hall (Çin Meclisi Salonu)

Sarmal Tütsüler

Hoi An'da Türk İzleri 2
Kendilerini tanımasam da, umarım Devrim ve Atilla'nın dilekleri gerçekleşmiştir

Ve Hoi An Sokaklarından son kare...


Sürecek

1 yorum:

  1. Japon köprüsü, Parfüm Nehri ve nehrin kıyısındaki tekneleri çok sevdim. Vietnam'ın hafif sisli havası mistik bir hava vermiş. Vietnam'ı çok güzel anlatıyorsunuz.

    YanıtlaSil