30 Mart 2013 Cumartesi

Ve Patagonya Macerası Başlar...


Arjantin ve Patagonya'da 2 Hafta



Bölüm 6





Yazmaya; “Patagonya’yı hep görmek istemişimdir”  gibi klişe bir cümle ile başlamak bu coğrafyaya büyük haksızlık olurdu sanırım. Patagonya'yı sıradanlaştırmış olurdum. Ne bileyim; Paris'i, Hindistan’ı, hatta Everest’i hep görmek istemiş olabilirsiniz. Ve görürsünüz de… Çünkü Paris, Hindistan ve hatta Everest bu dünyadadırlar da Patagonya değildir sanki... Sanki Patagonya çok uzaklarda, hayali bir yerdir.

“İstanbul'u en iyi bilen kişi" profesyonel rehber Saffet Emre Tonguç; “Sadece adının cazibesinden bile insanların gidebileceği bir yer” demiş Patagonya için. 

Tıp Fakültesini bitirir bitirmez dünya seyahatine çıkan Bekran Sarsılmaz ise, "Yol Hiç Bitmez Uzar gider" isimli sitesinde esprili bir şekilde  “Türkler için uzaklık birimidir” diye yazmış. 

Oda TV’den Gülcan Özcan'a göre Patagonya; “Daha öteye gidilemeyecek en uzak nokta”.  

Uzaklar II isimli teknesiyle Horn Burnu’nu geçen -ve daha da öteye gidebilen!- Osman Atasoy'un gidip geldikten sonra söyledikleri de şöyle; “Patagonya birçok kişi gibi bana da var olmayan bir yerin simgesel ismiymiş gibi gelirdi. Ama öyle değilmiş, Patagonya sahiden var olan, hakiki bir yer...”

Benim bu konuda söyleyecek çok özel bir cümlem yok. Benim için Patagonya kesinlikle gerçekti. Şu ana dek görebildiğim en heyecan verici coğrafyaydı, muhteşem manzaralar, buzullar, dağlar, göller, nehirler ve tertemiz bir gökyüzüydü. Ve bir de ilk kez çıplak gözle gördüğüm bu topraklara özgü canlılardı…

Dünyanın kalanına çok uzak, bu sanki “var olmayan” ama gerçek topraklar Güney Amerika’nın güneyinde yer alıyor. Büyük bölümü Arjantin’e kalanı Şili’ye ait bu bölgenin yüzölçümü de bir milyon kilometrekareden biraz daha fazla. Patagonya olarak adlandırılan bu bölgede yaşayan nüfus da ancak 2 milyon kadar. Kilometrekareye 1,9 kişi düşüyor. Bildiğiniz ıssızlık yani!

Pampa denilen uçsuz bucaksız otluk steplerinde güçlü rüzgârların estiği ve Kutuplardan sonra yeryüzündeki en büyük buzul alanlarına sahip Patagonya, en azından benim için, bu gezinin asıl hedefiydi… 

Iguazu sonrası Buenos Aires'deki bir kaç saatlik bekleyişin ardından 3 saatlik bir uçuşla El Calafate havalimanına ulaştık. Patagonya'nın giriş kapısı El Calafate Havalimanından bizi bekleyen minibüsümüz ile doğrudan El Chalten’e doğru yola çıkıyoruz. Havalimanı çıkışında önümüzdeki 3,5 saat ve 220 kilometre boyunca pek fazla değişmeyecek olan uçsuz bucaksız pampaların görüntüsü karşılıyor bizi. 

Patagonya'dayız... Lago Argentina

El Chalten'e doğru yol alırken

Ne güzel filmdir!
Yolun yarısında bir kahve içmek için Hotel de Campo La Leona’da duruyoruz. Burası La Leona nehrinin yanında kurulmuş küçücük bir otel. Fakat önemli bir mekan… 1800'lerin sonunda burada yerleşimcileri ve koyunlarını nehrin karşısına geçiren bir sal varmış. Atlantik kıyısından yaklaşık 1 ayda gelen yerleşimciler, burada sal ile karşıya geçmek için sıralarını beklerken konaklarlarmış. Hatta bu sal 1974'de La Leona üzerindeki köprü inşa edilene kadar da aktifmiş.

La Leona Patagonya argosunda dişi puma demek. Nehre bu ismi veren de ünlü Arjantinli kâşif ve bilim adamı Francisco Perito Moreno. Moreno; bu ismi, bölgede dişi bir puma tarafından saldırıya uğrayıp ciddi biçimde yaralandıktan sonra koymuş. İsim tanıdık geldi değil mi? 

Bu küçük otelle ilgili bir diğer ilginç öykü de şu; 1905 yılında 3 bilinmeyen Gringo –yani Amerikalı- burada bir süreliğine konaklamışlar. Gringolar ayrıldıktan sonra yerel polis elindeki aranıyor ilanlarıyla çıkagelmiş. Otelin o dönemdeki sahipleri de ilanlarda arananları hemen tanımışlar. Bir süre önce ayrılan konukları ünlü soyguncular Butch Cassidy, Sundance Kid ve eşi Ethel Place’miş… Bu üçlü ile bilgi kaynağı 1969 yılı yapımı Paul Newman ve Robert Redford’lu harika film Sonsuz Ölüm (Butch Cassidy and the Sundance Kid) olan bendeniz, bu kadar güneye indiklerini bilmiyordum açıkçası. La Leona’nın duvarlarında bu önemli konuklara ait aranıyor ilanlarını görmek hoş bir sürpriz oldu…

Hotel de Campo La Leona

Arkada La Leona Nehri -Rio La Leona-

La Leona Hotel'den; Butch Cassidy'e ait aranıyor ilanı...Paul Newman'a kıyasla 
pek bir çirkinmiş, değil mi?

La Leone'den, Restoran bölümü


(Birkaç gün sonra El Calafate’de Perito Moreno'da bize eşlik eden rehberimiz Pilar'ın  tavsiyesi üzerine harika limonlu keklerini denemek üzere gideceğimiz La Zaina Cafe'nin sahibesinin, La Leone’yi birkaç kuşak yöneten aileden olduğunu öğreneceğiz. Bu cana yakın hanımefendi Butch ve Sundance ile ilgili öykünün doğru olma ihtimalinin düşük olduğunu anlatacak bize… Ama bu öykünün ayrıntıları daha sonra!)

La Leone’den çıktıktan sonra yaklaşık 1.5 saat daha yol yapıp kararan havayla birlikte El Chalten’e vardık.

El Chalten, El Calafate’nin 220 kilometre kadar kuzeyinde, 1985 yılında kurulmuş bir kasaba. Kasaba başlangıçta Arjantin’in Şili ile olan sınırının güvenliğini sağlamak için kurulmuş. Fakat günümüzde kasabanın var olma nedeni turizm; dağcılar ve trekking meraklıları için ünlü Fitz Roy ve Cerro Torre dağlarının base camp’i burası…

Fitz Roy, veya Cerro Fitz Roy; El Chalten kasabası yakınında ve yer alan ve adını Darwin’İn meşhur gemisi HMS Beagle’nın kaptanı Robert Fitz Roy’dan alan bir dağ. Himalaya’lara kıyasla oldukça mütevazı bir yüksekliği olsa da yeryüzünde tırmanması en zorlu dağlardan biri olarak biliniyor. Los Glacieres Ulusal Parkındaki bu en yüksek doruğun yüksekliği sadece 3359 metre.

El Chalten'e girer girmez önce otelimiz Kalenshen’e yerleştik ve ardından akşam yemeği için yürüyerek Ritual del Fuego isimli restorana geçtik. Restoran sevimli, yemekler güzel, yemeğin yanında değişik enstrümanlarla dünyanın farklı köşelerinden ezgiler çalan iki genci izlemek ise oldukça keyifliydi.

Gün batımından hemen önce uzaklarda El Chalten

El Chalten

El Chalten; Harika ev yapımı dondurmaları olan Domo Blanco Confiteria

El Chalten; Bir tarafı tırmanma duvarı olarak işlev gören El Muro Restoran

El Chalten'in tek caddesi


Ertesi sabah zorlu bir maceraya uyanıp düştük yollara. El Chalten kasabasının bitip, ünlü trekking rotası Sendero al Fitz Roy’un -Fitz Roy Patikası- başladığı noktadan ormana giriyoruz. Pek de kolay sayılamayacak bir eğimle tırmanmaya başlıyoruz. Uzunca bir süre muhteşem manzaralar eşliğinde yürüdükten sonra ilk mola yeri Laguna Capri’ye varıyoruz. Sanırım bu yürüyüş 3 saat kadar sürdü. Burada gölün hemen kenarında orman içerisinde, çadırlardan oluşan bir de kamp var. Bölgeye özellikle trekking yapmak için gelenler birkaç gün süren programlarda bu kamplarda konaklıyabiliyorlar.

Ardından Laguna de Los Tres’e doğru yola devam ediyoruz. Laguna de Los Tres, Fitz Roy dağına en yakın noktadaki lagün ve hiç tartışmasız dünyanın en ünlü trekking rotalarından biri... Los Tres yani üç veya üçlü ismi ise lagün kıyısından görebileceğiniz manzaradan geliyor. Ancak bu noktada üç zirveyi en iyi şekilde görebiliyorsunuz; Fitz Roy (3,359 m), Poincenot (3,002 m) ve Saint-Exupéry (2,558 m).

Anlatmaya bu kadar iddialı başladıktan sonra sonunu da aynı şekilde getirmek isterdim ama maalesef ben sonuna kadar gitmedim. Bu rotanın son bölümü oldukça dik. Ayrıca hava kararmadan El Chalten’e dönebilmek için bu son 4-5 kilometrelik bölümü bir hayli hızlı tırmanmak gerekiyor. Ben de, gruptaki pek çok kişi gibi o zorlu son bölümün başladığı Rio Blanca nehri kıyısındaki kamp, Campamento Poincenot'a kadar gittim sadece. Orada Fitz Roy karşısında uzanıp, muhteşem manzara eşliğinde yanımda getirdiğim paket öğle yemeğimin tadını çıkardım.

(Sırf kıskançlığımdan o zorlu son bölümü tamamlayıp en yukarıdaki muhteşem Laguna de Los Tres ve Fitz Roy manzarasına karşı, yerel rehberimiz Pablo’nun doğum günü olması nedeniyle yanında getirip ikram ettiği Cider'ı yudumlayan o Dört kişinin adını vermiyorum… Fakat adını vermesem de sitesi Gezekalın'da o dört kişiden birinin Laguna de Los Tres'de çektiği harika fotoğraflar var.)

Yolun henüz başları; El Chalten'in kıyısında yer aldığı De Las Vueltas Nehri

Ulusal Park içerisinde doğaya hiçbir müdahale yok. Kuruyan ağaç dalları olduğu 
gibi duruyor...Ulusal Parktan bir taş bile almanız yasak

Laguna Capri yakınında orman içerisindeki kamp

Laguna Capri

Rio Blanca ve Poincenot Kampına doğru yola devam...

İki tepenin arasında kendini gösteren Las Piedras Blancas Buzulu. Fitz Roy'da 
birleşen 3 farklı buzul var

Başı her daim dumanlı Fitz Roy

Günün en "bulutsuz" anında Fitz Roy

Yol boyunca karşımıza çıkan farklı manzaralardan...

Tatlı sularından bol bol içtiğim derelerden biri...

Laguna Capri

Poincenot Kampı; Ulusal Parkı korumanın şartları

Son fotoğraf yine Laguna Capri'den. Arkada kendini göstermeye başlayan Fitz Roy ile birlikte...

Gün boyu içerisinde yürüdüğümüz Ulusal Park, Los Glaciares Ulusal Parkının küçük bir bölümüydü sadece. Oldukça popüler bir trekking rotası olmasına rağmen temizliği beni şaşırttı. Etrafınızda doğaya ait olmayan en ufak bir şey görme şansınız yok. Ne bir pet şişe, ne bir poşet, ne de bir bira kutusu... Pek çok yerde patikanın dışında yürümemeniz konusunda uyaran tabelalar bile var; kırılgan bitki örtüsüne zarar vermemeniz için. Lagün ve akarsulardaki buzullardan gelen sular tertemiz ve lezzetli. Umarım hep böyle kalır.

En son etabı pas geçsem de oldukça zorlu sayılabilecek neredeyse 19 kilometrelik (tam olarak 18,8 km.) yürüyüşün ardından, sabah 9 gibi başladığımız noktaya ancak öğleden sonra 5 gibi ulaştım. Fakat tüm bu manzaraları görmek için bu yorgunluğa değerdi doğrusu…

Akşam yemeği Patagonicus Restorandaydı. Yolun sonuna kadar gidebilenler, diğerlerine “hafif yukarıdan bakıp” havalarını atarken, et dışında bir mutfağı da olan Arjantin’in popüler yemeği Locro’yu denedik.

Sonraki gün bizi sadece Patagonya’da yaşanabilecek bir macera bekliyor.


Sürecek

28 Mart 2013 Perşembe

Muhteşem Iguazu, Arjantin Tarafı



Arjantin ve Patagonya'da 2 Hafta



Bölüm 5



Iguazu Ulusal Parkı Arjantin Tarafı giriş bileti; 170 Peso -yaklaşık 25 USD-


Yukarı Iguazu Nehri, Arjantin ve Brezilya sınırındaki tropikal ormanların yanı başında, birkaç kilometre genişlikteki bir dizi uçurum boyunca Aşağı Iguazu Nehrine dökülerek Cataratas Iguazu’yu yani Iguazu Şelalelerini oluşturuyor.

Iguazu’nun Arjantin tarafını gezeceğimiz sabah kafamda şöyle bir soru var… İstisnasız herkes Arjantin tarafının daha güzel olduğunu söylüyor. Dün Brezilya tarafında karşılaştığım muhteşem görüntülerden sonra; "Daha ne kadar güzel olabilir ki?"  

Iguazu Ulusal Parkı, Arjantin Tarafı Girişi

Park girişinden sonra önce bizi Garganta İstasyonuna taşıyacak minik tirene binmek üzere Merkez İstasyona kadar yürüyoruz. Yarım saatte bir kalkan trenle yaptığımız 15 dakikalık keyifli seyahatin ardından Paseo Garganta del Diablo denilen patikaya yöneliyoruz. (Patika dediysem de aslında Yukarı Iguazu Nehri üzerinde, dar bir iskele gibi uzayıp giden, ızgara zeminli bir yürüyüş yolu)

Merkezden Garganta İstasyonuna giden tren

1100 mere uzunluğundaki Şeytanın Boğazına giden yürüyüş yolu; Paseo Garganta del Diablo

Garganta del Diablo'ya en yakın platforma varmadan hemen önce

Patikanın sonundaki Garganto del Diablo –Yani; Şeytanın Boğazı- Yukarı Iguazu nehrinin neredeyse yarısının döküldüğü yarımay şeklinde dar bir yarık. Buradan saniyede 1800 metreküplük su kütlesi 70 metre aşağıya dökülüyormuş… Patikanın sonundaki platformda bu gücü daha başlangıcındayken bile hissedebiliyorsunuz. O son noktadaki platformda fotoğraf çekmek ise, eğer makinenizi gözden çıkarmadıysanız pek olası değil.

Yukarı Iguazu Nehri'nin 70 metre aşağıya döküldüğü Garganta del Diablo -Şeytanın Boğazı

Bir kez daha; Garganta del Diablo

Aynı yoldan geriye dönerken bu kez Iguazu’nun “arsız” kelebekleriyle tanışıyorum. Rengârenk ve değişik boylardaki bu kelebekler korku nedir bilmiyorlar sanki. Makinenizin objektifini diplerine kadar yaklaştırdığınızda bile kaçmıyorlar. Sırt çantanıza, omuzlarınıza ve hatta ellerinize bile konmaktan çekinmiyorlar.

Iguazu'nun kelebekleri - ki 250'den fazla türde kelebek varmış -;




Iguazu Ulusal Parkının kelebekler dışında da faunası oldukça zengin. 
Park yüzlerce farklı türde kuşa ev sahipliği yapıyormuş...


Geri dönmek üzere tren beklerken etrafımızdaki çok sayıdaki coati'yi fark ediyoruz. Coati, rakun benzeri pençeli bir hayvan. Her ne kadar çok sevimli görünseler de tehlikeli olabiliyorlarmış. Özellikle ziyaretçilerin ellerindeki yiyeceklere saldırmaları sıklıkla görülebilen bir durummuş…

Coati 

Coati'ler insanların arasında gereksiz rahatlar...

Bu sevimli hayvanların Kuduz virüsü taşıyıcısı olduğuna kim inanır ki?

       Iguazu Ulusal Parkının pek çok yerinde Coati'lere karşı uyaran tabelalar var

Garganto del Diablo'nun ardından çok özel bir tura katıldık; Gran Aventura yani "Büyük Macera"… Önce bir Unimog kamyonun kasasındaki koltuklarda yerimizi aldık. Sonra kamyon Jungle’ın içinde toprak bir yolda ilerlemeye başladı. Bize eşlik eden rehber yaklaşık 20-25 dakika süren yol boyunca Iguazu ve tropikal yağmur ormanları, özellikle de fauna ve floraları hakkında bilgiler verdi. 

Uygarlığa bu denli yakınken bile üzerinde ilerlediğimiz toprak yolun sınırındaki jungle o kadar yoğun, o kadar geçit vermez görünüyor ki insan biraz ürküyor doğrusu. Fakat bu ürksem de Amazon’u yakından görme hayalim bu görüntülerle besleniyor…

Jungle macerasından hemen sonra merdivenlerden aşağıya maceranın kalanı için Aşağı Iguazu nehrinin üzerindeki iskeleye varıyoruz. Aşağı Iguazu Nehrinin kıyısında, şelalelerin ortasında kalmış kara parçası San Martin adasının –Isla San Martin- karşısındayız. Şelalelere doğru yapacağımız tekne gezisi için can yeleklerimizi takıyoruz. Görevliler herkese birer torba veriyorlar. Ayakkabılarımızı ve fotoğraf makinelerimiz sudan korumak için bu torbalara koyup ağızlarını da sımsıkı kapatacağız. Çünkü birazdan tekneyle neredeyse şelalenin altına kadar girip sırılsıklam olacağız! 

"Gran Aventura" Büyük Maceranın ilk bölümünde bindiğimiz Mercedes Unimog

Amazon'a gitmeli!

Şelalelerin altına gitmek üzere tekneye gidiş...

Teknemiz Puerto Macuco isimli küçük iskeleden hareket edip önce muhteşem manzaralar eşliğinde bir tur yapıyoruz. Daha sonra görevliler bizi ayakkabılarımızı ve fotoğraf makinelerimizi yanımızdaki torbalara koymamız konusunda uyarıyor. Ardından şelalelerden Salto San Martin ve Salto Bernabe Mendez isimli olanlarının oluşturduğu havuzda, San Martin'e neredeyse yukarıdan dökülen sularının altına girecek kadar yaklaşıyoruz. Iguazu’nun suları üzerinize büyük bir gürültü ve hızla iniyor. Hatta şelaleye en yakın olduğunuz o noktada gözlerinizi açmanız bile mümkün değil. Bir yandan sırılsıklam ıslanırken diğer bir yandan da yukarıdan dökülen suların ortaya çıkardığı o muhteşem enerjiyi kısa bir süreliğine bile olsa hissedebiliyorsunuz. 

Kaptanımız bu muhteşem deneyimi bize ikinci bir turla bir kez daha yaşattıktan sonra yeniden iskeleye dönüyoruz... (Bu arada tüm bu Gran Aventura deneyiminin bedeli 150 Peso yani 30 USD civarında)  

Uzaklarda Garganta del Diablo; Şeytanın Boğazı

Fotoğraftaki tekne birazdan Salto San Martin isimli Şelalenin döküldüğü soldaki  bölgeye iyice yaklaşacak...

Biz de böyle ıslandık işte!

Sırılsıklam karaya çıktıktan sonra Iguazu manzaralı yürüyüş yollarından aşağıya, tekneden indiğimiz iskeleye kadar uzanan Circuito Inferior boyunca yukarı tırmandık. Ardından yukarıdaki yürüyüş yolu Circuito Superior’un sonuna kadar da 650 metre gidip yol boyunca muhteşem manzaraların keyfini çıkardık. Bu yolun sonundaki platform ise az önce tekne ile ıslandığımız yerin yukarısıydı. ...(Yol boyunca gördüğünüz şelalelerin farklı isimleri var. Iguazu’nun bir planını aşağıda paylaşıyorum. Burada şimdiye kadar anlattıklarım ve izlediğimiz rota hakkında bir fikir sahibi olabilirsiniz…)  

Cataratas de Iguazu (Not: Üzerine tıklayıp iyice büyütebilirsiniz)

Rough Guide serisinden Arjantin kitabında yazdığına göre Iguazu’yu ziyaret etmek için yılın en uygun zamanı “serin” aylar; yani Mart ve Kasım arasıymış. Bu “serin” sözcüğüyle şaka yaptıkları kesin çünkü Mart başında benim gördüğüm sıcak ve insanı boğan, rahatsız eden bir nemdi.

Şelaleler tarihlerinde 2 kez ziyaretçileri hayal kırıklığına uğratmışlar. İlki 1978 yılında; Arjantin’in dünya kupasına ev sahipliği yaptığı, Ulusal Park içerisinde Sheraton otelinin açıldığı ve tüm dünyadan ziyaretçiler beklenirken. O yıl Brezilya’daki kuraklığa bağlı olarak   Iguazu tümden kurumuş… (Kim bilir belki de Brezilya’lılar Arjantin’in Şampiyonluğunu kıskanmışlardır!) Diğeri de 2006’daymış ki Şelalelerdeki su seviyesi damlamaktan biraz fazlaymış…

Yazımın başında; İstisnasız herkes Arjantin tarafının daha güzel olduğunu söylüyor. Dün Brezilya tarafında karşılaştığım muhteşem görüntülerden sonra; "Daha ne kadar güzel olabilir ki?" demiştim. Gerçekten daha güzel olabilirmiş… Iguazu’dan çıkış yoluna ilerlerken düşündüğüm buydu işte.

Çıkamadan hemen önce Iguazu faunasının bir diğer önemli ve sevimli temsilcileri maymunlar küçük bir şov yapıyorlar.

Bu bölümü Iguazu'dan fotoğraflarla bitirmek istiyorum. Sonraki bülümde artık Patagonya'dayız...







Birkaç fotoğraf da fauna üyelerinden;





Ve bu kez gerçekten son fotoğraf; 



Fotoğraftaki yazıda diyor ki: “Ulusal Parkın korunmasından kim sorumlu biliyor musun? Yanıtı öğrenmek istiyorsan aşağıdaki kutuyu aç...”

Kutunun kapağını kaldırıyorsunuz; İçinde bir bir ayna var!


Sürecek...