19 Nisan 2013 Cuma

Bir Seyahat Daha Biter; En Güneydeki Şehrin Sokakları ve Ateş Toprakları



Arjantin ve Patagonya'da 2 Hafta



Bölüm 14





Nasıl yapsak da Antarktika'ya gitsek?


Dünyanın en güneyindeki kent Ushuaia’dayız. Günün ilk yarısında Beagle Kanalında yaptığımız tekne turunun manzaraları hala gözlerimin önünde ve asla unutabileceğimi de sanmıyorum.

Öğle yemeğinin ardından daldığımız Ushuaia'nın ana caddesi San Martin, kalabalık ve eğlenceli. Hediyelik eşya dükkânları, restoran ve kafeler ve çok sayıda outdoor kıyafet ve malzeme alabileceğiniz mağaza var. Bir de Antarktika turları da satın alabileceğiniz seyahat acenteleri.

Antarktika dünyada gitmesi en pahalı yer dersem sanırım abartmış olmam. Ushuaia limanından kalkan gemilerle Antarktika’ya yapacağınız 10 günlük bir turun maliyeti seçeceğiniz kamara koşullarına göre en az 10 ile 20 bin Dolar arasında değişiyor. Fakat şanslıysanız ve "Kamaram varsın su seviyesinin altında olsun, başkalarıyla da paylaşırım ama yine de giderim" diyorsanız, işte bu caddedeki acentelerden birinde bir son dakika fırsatı yakalayıp fiyatı 3 bin dolarlara kadar indirebilirmişsiniz...

San Martin Caddesi üzerindeki Postane binası, üzerindeki duvar resimleriyle Ushuaia’nın kısa tarihi hakkında fikir veriyor; bir tarafta Yamana yerlileri resmedilmiş, diğer tarafta da Ushuaia’nın ilk sakinleri mahkûmlar…

San Martin Caddesindeki Postane ve duvar resimleri; Yamana Yerlileri

Yine Postane duvarından; Ushuaia'nın ilk sakinleri Mahkumlar

Burada biraz Ushuaia tarihinden söz etmeli. Kaptan Robert Fitz Roy (ki adını verdiği dağın yakınlarında kilometrelerce yürümüştüm...) 1833 yılında gemisi HMS Beagle ile Ateş Topraklarını incelemek için ilk kez bölgeye ayak basan Batılı kabul ediliyor. Ushuaia’ya yerleşen ilk İngiliz ise 1870’lere kadar bölgede yaşayan Waite Hockin Stirling isimli bir misyoner ki büyük ihtimal Yamana’lar için sonun başlangıcı da bu olmuş. Ardınan başka İngiliz misyonerler de geliyorlar. İngilizlerin Falkland Adalarına (La Isla Malvinas, Arjantinlileri gücendirmeyelim!) yerleşmeleri de bu döneme rastlıyor. Ardından 1870’lerin başında ilk Arjantinli yerleşimciler bölgeye geliyorlar. İlk Arjantinlilerin bölgeye ayak bastığı yıl (1873) Devlet Başkanları Julio Argentino Roca bölgeyi “Penal Colony” ilan ediyor; yani Ceza Sömürgesi ve mahkûmların sürgüne gönderildiği bir açık cezaevi. –Ne de olsa kaçabilecekleri bir yer yok ve tarihi boyunca da bu cezaevi hiç duvarlarla çevrili olmamış!-

1900’lerin başından itibaren de Arjantin Devleti, Tierra del Fuego üzerindeki hâkimiyetini perçinlemek adına bu Ceza Sömürgesi civarında yerleşimi destekliyor. Çünkü o dönemde Şili de bu toprakların peşinde… Böylece Ushuaia şehri doğmuş oluyor.

Hapishane binasından yapılma
müzenin şeması
San Martin Caddesindeki yürüyüşün ardından, görmek istediğim bir müze var. San Martin'in doğu tarafında sonlandığı noktada, hemen yolun karşındaki Denizcilik Müzesi; Museo Maritimo de Ushuaia. Her ne kadar ismi Denizcilik Müzesi olsa da burası içerisinde birden çok bölüm içeren, Ushuaia’ya cezalarını çekmek üzere gönderilmiş mahkûmlarca inşa edilmiş eski hapishane binasında kurulmuş bir müze. Cezaevi Müzesi (Museo del Presidio), Sanat Galerisi (Galeria de Arte), Antarktika Müzesi (Museo Antartico) gibi bölümlerden oluşan müzede bir de Tarihi Pavyon (Historic Pavilion) var. Müzeye giriş ücreti 15 Amerikan Doları yani yaklaşık 28 TL...

Cezaevi Müzesi oldukça ilginç. Uzun bir koridorda bir zamanlar mahkûmların kaldığı binada yürüyorsunuz. Her bir hücrede cezaevi tarihiyle ilgili bir detay var. Bazı hücrelerde balmumu heykelleriyle ünlü mahkûmlar, bazılarında cezaevi koşullarıyla ilgili fikir veren objeler ya da mekânın tarihinin anlatıldığı afişler gibi detaylar. Hücrelerin olduğu koridorlardan biri de gerçek hapishane hakkında ciddi bir fikir vermek açısından olsa gerek olduğu gibi bırakılmış.

Antarktika Müzesinde, beyaz kıtanın keşfiyle ilgili bir sürü bilgi var. Denizcilik müzesinde ise aralarında Darwin’in seyahat ettiği HMS Beagle’ın da olduğu bölgenin tarihinde önemli yeri olan gemilerin maketleri sergileniyor. Gerçekten gezmeye değer Sanat Galerisi yanında, müzede bir de mahküm üniforması şeklinde pijama satın alabileceğiniz hediyelik eşya mağazası var. Eğer yolunuz Ushuaia'ya düşerse Museo Maritimo de Ushuaia'yı mutlaka görün derim...


Denizcilik Müzesi girişindeki mahküm heykelleri

Charles Darwin'in seyahat ettiği Kaptan Fitz Roy'un ünlü gemisi
HMS Beagle böyle görünüyormuş...

Zamanının ünlü mahkümlarından 8 kişinin
katili Alias Mateo Banks

Cezaevi Müzesi; Müze haline getirilmiş gerçek koğuşlar

İşin içine sanat girince cezaevi koridoru bile
güzelleşiyor, değil mi?

Bu da dokunulmamış haliyle koğuşlar...

Müze sonrası yine Ushuaia sokaklarında turluyoruz. Girdiğimiz hediyelik eşya mağazalarından birinde tavan dikkatimi çekiyor. Tavandan bir köşesinden yapıştırılmış kâğıt paralar sarkıyorl. Arada metal bozukluklar da var ve mağazanın tüm tavanı dünyanın farklı ülkelerine ait paralarla kaplı. Mağaza sahibine aralarında Türk Lirası olup olmadığını sordum, yokmuş. Maalesef yanımda kâğıt Türk Lirası yok ama 1 TL ve 50 kuruşluk madeni paralar var. Onları çıkarıp verdim, mağaza sahipleri çok sevindiler ve hatta karşılığında küçük bir hediye de verdiler. Dünyanın en güneyindeki Türk Liraları da sayemde yerlerini aldılar böylece!

Bir süre daha sokaklarda dolaştıktan sonra, hava da iyice kararmaya yüz tutunca yine yürüyerek önce otelimize oradan da akşam yemeği için yine San Martin Caddesi üzerindeki Bodegon Fueguino Restorana gidiyoruz. Ben yine Lomo yani az yağlı sığır filetosu yerken Gut olmama ramak kaldığını hissediyorum… 

Ushuaia Sokaklarından bir kaç fotoğraf; 

San Martin Caddesi

San Martin Caddesindeki hediyelik eşya mağazalarından birinin çatısı

Ushuaia Turları yapan bir turist otobüsü

Duvar resimlerinden...

Çoluk çocuk caddeyi kapatıp düşük ücretlerini protesto eden göstericiler

Liman bölgesinden bir kare

Graffiti Art, San Martin Caddesi

San Martin'den Limana inen sokaklardan


Ertesi sabah, otelimizden taksilerle ayrılıp Tierra del Fuego yani Ateş Toprakları Ulusal Parkına doğru yola düşüyoruz.

Seyahatin son günü, hafiften evimi ve fazlasıyla kızımı özledim ve bir önceki gün Beagle Kanalında gördüklerimden sonra, sağ ön koltuğunda oturduğum taksi Tierra Del Fuego Ulusal Parkına doğru yol alırken "Bu seyahatte heyecan verici daha ne kalmış olabilir ki ?" diye düşünüyorum… Yanılmışım!

Önceki bölümlerde söz etmiştim; Tierra del Fuego; Güney Amerika kıtasının en sonunda yani en güneyinde yer alan takımadalara verilen isim. Daha doğrusu Magellan’ın verdiği isim. Ferdinand Magellan ilk kez 1520 yılında daha sonra kendi adıyla anılacak olan boğazdan geçerken, sahilde pek çok ateş görüyor. Büyük olasılıkla bölgede yaşayan Yamana  yerlilerinin ısınmak amacıyla yaktığı ateşler. Bu görüntünün ardından buraya; "Tierra del Fuego" yani Ateş Toprakları ismini veriyor. Tierra del Furego Ulusal Parkı bu ada üzerinde yer alan 640 kilometrekare büyüklüğünde bir park.

Ulusal Parka kişi başına 110 Peso (yaklaşık 40 TL) olan ücretimizi ödeyip giriş yaptıktan sonra, Bahia Ensenada yani Ensenada Körfezinde araçlarımızdan iniyoruz. İşte o noktada bizi karşılayan manzara inanılmaz. Karşımızdaki suyun yüzeyinde en ufak bir kıpırdama bile yok, az ilerideki Redonda Adasına kadar –Isla Redonda- dümdüz bir mavilik uzanıyor. Arka taraftaki dağların zirveleri bir bulut tabakasının üzerinde kendilerini gösterirken, etekleri aynı bulut tabakasıyla örtülü ve en yukarıda gökyüzü masmavi parlıyor. Daha da şaşırtıcı olan karşımızdaki bu sakin suyun Beagle Kanalı olması, yani bir göl değil, bildiğiniz deniz…


Tierra del Fuego; Bahia Ensenada -Ensenada Körfezi- İlk bakış

Puerto Guarani isimli iskele ve üzerinde Dünyanın Sonundaki Postane

Dünyanın Sonundaki Postane

Bu da Dünyanın Sonundaki Postacı oluyor sanırım...


Bu harika görüntü ile karşılaştığımız o noktada bir iskele, Puerto Guarani isimli bu iskelenin üzerinde de minicik bir postane var; Dünyanın Sonundaki Postane; "Unidad Postal Fin del Mundo"… Burada pasaportlarınıza 2 Amerikan doları karşılığında bir damga bastırabilir veya hava atmak istediklerinize buradan bir kartpostal gönderebilirsiniz. (Küçük bir not; Buradan gönderilen kartpostallar 2 haftada Türkiye'deki adreslerine ulaştılar...)

En güneydeki bu şirin postanede bir süre oyalandıktan sonra orman içerisinde harika manzaralar eşliğinde yürümeye başlıyoruz. Başta rehberlerimizin bize çok kolay dediği trekking parkuru, patika girişindeki girişindeki tabelaya göre orta zorlukta. Bir de üstelik 8 km. Senda Costera isimli bu patikada, orman içinde taksilerin yeniden gelip bizi alacağı saati yakalamak için hafif hızlı tempoda yürürken, hemen sağımızdaki Ensenada Körfezindeki durgun sular fotoğraf meraklıları için harika manzaralar sunuyor. “Yansıma mı istediniz, alın size yansıma” tadında bir sürü fotoğraf çekiyoruz. Bir süre sonra orman içerisine girdiğimizde ağaçkakanların fotoğrafını çekeceğiz diye azıcık oyalansak da zamanında bizi almak için gelen taksilere ulaşıyoruz.

Ushuaia'ya ulaştığımızda tüm grup benimle aynı fikirde; Tierra del Fuego Ulusal Parkı çok güzeldi. Beklentimizin çok daha üzerinde güzel...

Tierra del Fuego Ulusal Parkından "Yansıma mı istediniz, alın size yansıma" tadında fotoğraflar ve bir de Ağaçkakan;









Ushuaia’ya döndükten sonra yeniden El Turco restorandaki öğle yemeği sonrası 1-2 saat dinleniyorum, dışarısı gerçekten sıcak. Ardından yeniden Ushuaia sokaklarında turluyoruz. Açıkçası Ben bu şehri çok sevdim… Şu ana kadar gezdiğim yerler arasındaki en özel şehirlerimden biri oldu bile… (Şimdilik listemde 4 şehir var; Luang Prabang-Laos, Cusco-Peru, Varanasi-Hindistan ve Ushuaia-Arjantin...)

Rehberlerimiz gezinin son akşam yemeği için oldukça kaliteli bir yer seçmişler; Maria Lola Resto isimli restoran oldukça şık ve lüks bir mekândı. Yemekler de harikaydı. Bu saate kadar gut olmadım ya bir kez daha et yesem bir şey olmaz diyerek yine Lomo yedim… 

Ve ertesi sabah geri dönüş yolculuğumuz başladı.

...


Küçük bir kişisel not:

O şık restorandaki yemeğin ardından, ertesi sabah Ushuaia’dan Buenos Aires’e uçtuk. İstanbul uçuşumuz gece yarısıydı, zaten bu uçuş için yerel havalimanı Aquaparque’den, Uluslararası olan Ezezia’ya geçmek zorundaydık derken yeniden şehir merkezine gidip Buenos Aires’te birkaç saat daha geçirdik.  

Sonrasında İstanbul’a uçarken tek düşündüğüm son 2 haftanın ne kadar muhteşem olduğuydu. Kesinlikle şimdiye kadarki en iyi seyahatim buydu dediğimi anımsıyorum. “Tamam, artık bu turda daha da heyecan verici bir şey olamaz” diye düşündüğüm her günün sonrasında yeni, daha da heyecan verici anlar yaşadım adeta. Nar Gezi’den Sevgili Aykut gerçekten harika bir iş çıkarmış, tam da yola çıkarken planladığımız gibi… Rehberlerimiz Mutlu ve “Şili’li Türk” Cem müthiştiler. Çoğuyla daha önce seyahat ettiğim grup arkadaşlarım harika insanlardı, eğlenceli insanlardı, gezmeyi seven, bilen insanlardı. Uzun minibüs yolculuklarında, yemek sohbetlerinde harika zaman geçirdim. Özellikle En iyi Fotoğrafı karesini yakalamaya çalışırken çok eğlendim! Buradan herkese çok teşekkür ederim...

PS: Buket Özüzüm; Her gün aldığınız notları benimle paylaştığınız için Size özellikle teşekkürler, bütün bunları yazabilmemde çok yararı oldu!

16 Nisan 2013 Salı

Ushuaia; Dünyanın Sonundaki Şehir



Arjantin ve Patagonya'da 2 Hafta



Bölüm 13




Dünyanın en güneyindeki bu şehri neden bu kadar görmek istediğimi kendime bile açıklamam pek kolay değil, itiraf etmeliyim. Belki “en güneye ayak basmış olma” takıntısıdır. Belki Ushuaia’nın gezginlerin Kâbelerinden olmasından kaynaklanan çekiciliği. Belki hep resimlerini gördüğüm Beagle Kanalındaki denizaslanlarını, fokları ya da albatrosları çıplak gözle görme arzum. Belki de Dünyanın Sonundaki Fener; Faro del Fin del Mundo… Ya da sadece Ushuaia isminin nasıl telaffuz edildiğini gelip yerinde öğrenmek…  Sadece kendimi bildim bileli bu şehri hep görmek istedim.


Ushuaia


Dünyanın en güneyindeki şehirde güzel bir güne uyanıyoruz, hava soğuk değil ve gökyüzü masmavi. Sonbaharın kalan son harika günlerinden olmalı…

Dünyanın en güneyi derken ne kadar güneyden söz ettiğimi açıklamalı. Sözgelimi Afrika’nın en ucundaki Agulhas Burnu yaklaşık 34. Güney Enlem üzerinde yer alıyor. Bu Enlemi izleyecek olursanız Güney Amerika’da ulaşacağınız nokta Buenos Aires civarı… Yani Ushuaia Afrika’nın en güneyinden 2300 kilometre kadar daha güneyde…

Ushuaia şehri, Isla Grande de Tierra del Fuego yani Büyük Ateş Toprakları Adasının güneyinde, Beagle Kanalı kıyısında yer alıyor. Yaklaşık 60 Bin kadar nüfusu var. (Bu arada Beagle Kanalı bir bölümü Arjantin diğer bölümü ise Şili’ya ait takımadalar arasında yer alan, Güney Amerika’nın en güneyindeki Deniz Yolu. İsmini Darwin’in seyahat ettiği gemi HMS Beagle’dan alıyor.)

Sonbaharın kalan son harika günlerinden birinde, sabah otelimizden çıkıp yürüyerek Ushuaia limanına geliyoruz. Ushuaia limanı pek çok gezgin için en uç rota Antarktika’nın da kapısı. Fakat maalesef bugünkü hedefimiz Ushuaia kıyılarına yaklaşık 1000 kilometre mesafedeki Antarktika değil, o bir sonraki bahara artık. Antarktika gemilerine sadece bakıyoruz. (Bu arada Antarktika sözcüğünün İspanyolca karşılığı Antartida ve söylenişi kulağa o kadar hoş geliyor ki sırf bu sözcüğün hatırına İspanyolca öğrenebilirim!)


Ushuaia Limanı girişindeki alanda Arjantin Bayrağı hala yarıda; Hugo Chavez anısına...

Antarktika'ya giden gemiler bunlar işte...

Ushuaia Limanından


Bazen seyahat esnasında fotoğraf makinemle notlar alıyorum. Üzerinde ilgimi çeken bir metin veya resmin olduğu bir tabela, afiş veya benzeri bir şeyle karşılaştığımda fotoğrafını çekiveriyorum;  daha sonra okumak ya da o konuda araştırma yapmak için. Ushuaia Limanı girişinde gördüğüm bir tabelanın da fotoğrafını çekmiştim, bana hayal meyal hatırladığım Falkland Savaşı günlerini anımsatan bir tabela.

Bizim Falkland Adaları olarak bildiğimiz ve Arjantinlilerin Islas Malvinas dediği adalar, Magellan Boğazına 500, Güney Amerika’nın en uç noktası Horn Burnuna ise 600 kilometre mesafede bulunuyor. Büyük Britanya Toprağı olan adalarda yaklaşık 2000 Britanya vatandaşı ile 1 milyondan fazla koyun yaşıyor. Günümüzde Büyük Britanya’ya ait olsalar da adaların gerçekte kime ait olduğu konusu bir hayli karışık. Adalar 1600’lerde Hollandalılar tarafından keşfedilmiş, zaman içerisinde Fransızlar, Portekizliler, İspanyollar ve İngilizler Isla Malvinas'ı yönetmişler. Son hakim İspanyollar çekilirken adaları Arjantinlilere bırakmış, İngilizler Arjantinlileri adalardan zorla gönderip yerleşmişler. Sonuçta; Arjantin de kendisine ait olduğunu iddia ediyor.

Falkland Savaşına gelirsek; Arjantin'de politik bir karmaşa vardı, Malvinas'da petrol bulunmuştu, zaten uzun zamandır Arjantin adalar üzerinde hak iddia ediyordu derken, 1982 yılında Arjantin Malvinas Adalarını işgal etti. Bunun üzerine İngiliz Donanması 20 gün yol aldıktan sonra Adaların açıklarına dayandı. Kısa süren savaşın ardından Arjantin birlikleri komutanı teslim olduğunda, İngilizler 258 Arjantinliler ise 649 kayıp vermişti. Pek çok Arjantinliye göre gündem yaratıp birtakım şeyleri unutturmak için adaları işgal kararını veren Arjantin Devlet Başkanı Galtieri’nin rejimi, savaş sonrasında devrildi. Adaları geri alan Margaret Teatcher ise 1983’de seçimleri ezici bir çoğunlukla kazandı. Benim hayal meyal hatırladığım bu “anlamsız” savaşı Arjantin’de geçirdiğim süre boyunca tek anımsatan şey Ushuaia Limanında gördüğüm o tabelaydı; üzerinde Malvinas ve etrafındaki adaların İngilizlerin yasal olmayan işgali altında olduğunu yazan tabela…

Savaştan 30 yıl sonra en turistik mekânlarından birine bu tabelayı koymaktan başka hiç bir şey yapamayacağını kanıksamış bir ülke, dünyanın bir ucunda, artık stratejik önemi bile tartışılır kaya parçaları üzerinden yapılan kirli politikalar uğruna hayatını kaybetmiş yaklaşık 900 kişi... Politika dünyanın neresine giderseniz gidin kirli ve gerçek acıyı hep sıradan insanlar yaşıyor, asla yönetenler değil.


Ushuaia Limanından bir tabela; Malvinas 1933'den beri Birleşik Krallığın 
yasadışı işgali atındadır...

Merak eden varsa eğer

Tekne turu için geldiğimiz Ushuaia limanında bir süre bekledikten sonra Adventure Travel isimli  acenteye ait Yate Telianka isimli tekne ile Beagle kanalına açılıyoruz. Ushuaia denizden çok güzel görünüyor.

Önce teknedeki rehberimiz bize harita üzerinde turla ilgili bilgiler veriyor. Bilgi kısmı biter bitmez, diğer fotoğraf meraklılarıyla birlikte kendimi güverteye atıyorum. Bir süre sonra teknemiz büyük bir kaya parçasından az daha hallice Alicia isimli adaya yaklaşıyor. Adanın üzerinde denizaslanları uzanmış fauna içerisinde hiçbir düşmanları olmamasının keyfini çıkarıyorlar. Burda en büyük düşmanları insanlar da sadece fotoğraflarını çekiyor zaten…

Tekneyle yaklaştığımız sonraki ufak adanın ismi; De Los Pajaros. Burada ada üzerinde binlerce kuş var; Karabataklar, Albatroslar, Martılar ve diğer pek çok farklı tür. Sonraki durağımız üzerinde bir sürü denizaslanı ve fok olan küçücük bir ada; De Los Lobosİlk kez bu kadar yakından gördüğüm denizaslanları, foklar ve albatrosları izlemek inanılmaz keyif veriyor bana.

En uzun kanat açıklığına sahip ve türünün diğer örneklerinin aksine gözleri yanda değil de önde olan Albatrosları izlemek gerçekten heyecan verici. Hele de havalanmadan önce adeta suyun üzerinde koşarmışçasına birkaç adım attıkları halleri... Albatrosları izlerken aklıma Samuel Taylor Coleridge’nin ünlü şiiri “The Rhyme of the Ancient Mariner” geliyor; Denizci’nin Antarktica’dan dönebilmeleri için kendilerine yol gösteren Albatrosu okuyla vurduğu şiir… (Tabii ki bu şiiri ben Heavy Metal grubu Iron Maiden’ın aynı adlı meşhur şarkısı sayesinde biliyorum. Meraklısı için buyrun size Iron Maiden'in Powerslave albümünden The Rhyme of the Ancient Mariner, üstelik sözleriyle birlikte!)

Bir sonraki ada, yine çok küçük de olsa benim için çok özel; Ushuaia körfezine giren ve çıkan gemilere kılavuzluk eden Dünyanın Ucundaki Fener; Faro del Fin del Mundo bu adada. Bir diğer ismi de Les Eclaireurs - Fransızca izciler- olan bu feneri görmeyi kendimi bildim bileli çok istemiştim. Fakat burası dünyanın en güneyindeki fener olsa da, maalesef Jules Verne’nin, büyük ihtimal çocukluğumuzda hepimizin okuduğu Dünyanın Ucundaki Fener romanına konu olan malum fener değil. Jules Verne’nin romanını yazarken esinlendiği, buraya çok uzak olmayan San Juan de Salvamento isimli fener. San Juan de Salvamento Feneri, Los Estados isimli bir adanın güney tarafında yer alıyormuş ve hala faaliyetteymiş. Jules Verne’ninki olmasada da 1929 yılından beri ayakta duran “Dünyanın Sonundaki Fener” gerçekten görülmeye değer. 

Dönüş yolunda son olarak La Islas Bridges’e uğruyoruz. Bu ada ekosistem açısından oldukça önemliymiş. Ayrıca bölgenin yerlileri Yamana’lara ait izler de var.

Ushuaia Limanında tekneye doğru giderken

Alicia Adası

Alicia Adasında deniz aslanları

Deniz aslanlarından bir kare daha

De Los Pajaros Adası

Yine; De Los Pajaros

De Los Pajaros'un kuşları

Albatros ve Karabatakların balık ziyafeti

De Los Cobos Adası 

Dünyanın Sonundaki Fener

Dünyanın Sonundaki Fener - Faro del Fin del Mundo'dan bir kare daha

Havalanan Albatros

Albatros

Deniz Aslanları

La Islas Bridges adasından; arkada çok uzaklarda Ushuaia

Olağanüstü manzaralarla dolu 4 saati geride bırakıp Ushuaia limanına geri döndüğümüzde kendimi son 4 saatte görebildiklerimden ötürü çok şanslı hissediyordum.

Tekne turu sonrası doğrudan, yine yürüyerek öğle yemeğini yiyeceğimiz Ramos Generales Kafeye gidiyoruz. Her köşesi ilginç bir obje ile dolu bu mekânda, etrafı incelemekten sipariş vermemiz bile bayağı zamanımızı alıyor.

Günün ikinci yarısında bir süre Ushuaia sokaklarında turladıktan sonra ilginç bir müze gezeceğiz. Ama bir dahaki bölüme…

Son olarak Ramos Generales kafeden birkaç kare; 






Sürecek...