31 Ocak 2014 Cuma

Vietnam Laos Kamboçya Seyahatnamesi 7



Vietnam Laos Kamboçya yazılarıma şöyle başlamıştım; “İnsan, üzerinden onca yıl geçtikten sonra oturup bir seyahatten aklında kalanları neden yazar? Tabii ki kendisi için; kısacık süreler geçirdiği ama tuhaf bir şekilde özlediği diyarlara yazarak da olsa yeniden gitmek için…”
Sonra yazmaya başladım ve Vietnam bir solukta bitti. Ama seyahatin Laos bölümüne gelince takılıp kalmıştım. Bir türlü arkası gelmedi, yazamadım. Sonunda birkaç haftalık bir aradan sonra 2008 yılında yaptığım seyahatten kalanları yazmaya devam ediyorum, sıradaki çok sevdiğim Laos ile…



Saklı ve Güzel Ülke; Laos

Vientiane


Antalya’da yaşayan bir İzmirli olarak denize kıyısı olmayan bir ülkeyi sevebilmek tuhaf biliyorum ama ben Laos’u çok sevdim. Güneydoğu Asya’da; Burma, Çin, Vietnam, Kamboçya ve Tayland tarafından çevrelenen Lao Demokratik Halk Cumhuriyeti 6,5 milyon, fakir ama mutlu insanın yaşadığı bir ülke. Her ne kadar mutlu dediysem de, ülke nüfusunun üçte birinin geliri Uluslararası Yoksulluk Sınırı olan günlük 1.25 Doların altında. Ve sadece birkaç gün geçirdiğim bir ülkede, insanlar bana her “Sa-bai-dee” yani merhaba dediklerinde gözlerinin içi gülüyor diye, onları “Fakir ama mutlu” gibi bir klişe ile yaftalamak saftiriklik biliyorum ama yine de inanın mutlu görünüyorlardı…

Ülkenin ismi Lao mu yoksa Laos mu karışıklığından söz etmek lazım takdir edersiniz. Sömürge döneminde Fransızlar Lao’lular anlamında, Lao sözcüğünün sonuna çoğul takısı –s’i getirip ülkeye Laos demişler. Bu ülkenin varlığından –büyük olasılıkla- sömürgeci Fransızlar sayesinde haberi olan dünyanın kalanı da Laos ismini kabullenmiş. Fransızlar için hava hoş ne de olsa onlar sondaki –s takısını telaffuz etmiyorlar. Fakat diğer dillerde özellikle de İngilizce’de bu -s takısı telaffuz edildiğinden, Fransızlar ülkenin adını en azından sözel olarak doğru kullanırken dünyanın kalanını yanlış yönlendirmişler. Bu topraklarda yaşayan insanlar ise ülkelerini her ikisi de Lao Ülkesi anlamına gelen "Prathet Lao" veya "Muang Lao" olarak adlandırıyorlar. Burada belirtmek istediğim komik de bir ayrıntı var; Lao Dilinde sonu –s ile biten herhangi bir sözcük de yokmuş. "Peki Laos’tayken ne yapmalı?" sorusunun yanıtına gelirsek; Ben İngilizce konuşurken Laos dediğimde suratını asıp da Lao diye düzelten bir Laos'lu ile karşılaşmadım açıkçası. Gerçi suratını asan herhangi bir Laos’lu ile de karşılaşmadım. Ama yine de ne derler bilirsiniz; Roma’dayken Romalılar gibi davran. Yani Siz yine de Laos yerine Lao’yu kullanın…
  

2008 yılında bir Aralık günü Saigon’dan Laos'un başkenti Vientiane’na uçarken, bu şehrin ismini duyalı çok da fazla olmamıştı itiraf ediyorum. Bir de Vietnam havayolları ile Phnom Pehn aktarmalı yaptığım bu seyahat pervaneli bir uçağa da ilk binişimdir; Fransız İtalyan ortak yapımı bir ATR 72.

Hiç uçaktan korkan biri olmadım, baştan söyleyeyim. Tek sorunum beni her türlü araç tutar, bu yüzden kalkıştan yarım saat önce mutlaka bir tablet Dimenhidrinat alırım. Bir de hani pilot boğuk bir sesle “Cabin crew slides armed and cross check” dedikten sonra, pistin başında bekleyen uçak hareket eder, sonra hızlanır, daha da hızlanır ve yaklaşık saatte 300 kilometrelik o hızın etkisiyle koltuğunuzda hafiften geriye yaslanırsınız ve uçağın tekerleklerinin yerden kesildiğini midenizde hissedersiniz ya… İşte o anlarda biraz ürkerim. Fakat pervaneli bir uçakta bu anı hissetmiyorsunuz. Uçak piste çıkıyor, biraz hızlanıyor, ancak hızlıca bir otomobilin süratiyle pistte ilerlemeye devam ediyor, siz kendi kendinize “Hadi artık, pist bitiyor, hızlansana” diye mırıldanırken yavaşça havalanıveriyor. Üstelik çok yükseklerde de uçmuyor. Cam kenarından oturuyorsanız eğer ve hava da açıksa dışarısını izlemek çok keyifli, aşağıdakileri rahatça görebiliyorsunuz çünkü.

Her iki uçuşta da pencereden Mekong manzaralarını izleyerek Vietntiane’ın Wattay Uluslararası Havalimanına indik. İki fotoğraf ve 30 Dolar karşılığında aldığımız vize sonrası havalimanı dışına çıktığımızda hava kararmaya yüz tutmuştu. Doğrudan otelimiz Inter City’e geçtik. Burası Mekong Nehri kıyısındaki Fa Ngum isimli cadde üzerinde, “butik” bir otel. Nehrin karşı kıyısındaki Tayland’a telefonlarımıza “Tayland’a hoş geldiniz…” diye başlayan klasik telefon operatörü mesajları düşecek denli yakınız.

Kısa bir check-in sonrası akşam yemeği için Kualao Restoran'a geçip yemekle birlikte bir de fazlasıyla turistik bir yerel dans gösterisi izledik ve Lao Birası ile tanıştık ki kesinlikle tavsiye ederim; BeerLao marka olanını özellikle. Yemeğin ardından nehir kenarına gidip biraz önce turistik restoranda yediğimiz yemeklerden faklı, Vientiane sakinleri için olanlarının pişirilip satıldığı tezgâhların arasında dolaştık. Bir de beach club tarzı lüks sayılabilecek bir mekânda bir şeyler içtik. Mekânın kendisinden daha çok hatırımda kalan otoparkındaki Ferrari ve Lamborghini oldu ne yalan söyleyeyim. Evet, Vientiane’da, bir beach clubün otoparkında bir Ferrari ve Lamborghini’yi yanyana gördüm…

Ve Fotoğraflar; 

Wattay Havalimanında "Ben oradaydım" fotoğrafı

Kualao Restorandaki dans gösterisinden 

Yerel Danslardan bir fotoğraf daha

Beerlao ve Lao Dilinde Coca Cola

Gerçek Lao Yemekleri

Günde 1.25 Dolardan fazla kazanan bir Vientiane'lının Lamborghini'si... 

Vientiane Sokaklarından; Birazdan yanıma gelip Lao dilinde
muhtemelen "Taksi lazım mı Abi?" diyecek olan adam...

Ertesi sabah erkenden kalkıp nehir boyunca yaptığım kısa bir yürüyüşün ardından Wat Si Muang isimli tapınağa gittik. (Seyahatnamenin bundan sonrası için kolaylık sağayacak bir bilgi; Wat, Tayland, Kamboçya ve Laos’daki Budist tapınaklara verilen isim. Ayrıca Lao Dilinde okul anlamına da geliyor) Laos’da, sonradan neredeyse her köşe başında görüp fazlasıyla kanıksayacağım turuncu giysili keşişler ile ilk karşılaştığım yer de olan bu tapınakta bir süre ve onlarca fotoğraf oyalandıktan sonra Vientiane pazarına gitik. 

Pazarın ardından Başkentin kalbindeki Patuxai'yi ziyaret ettik. Sözcük anlamı "Zafer Kapısı" olan Patuxai, sömürgeci Fransızlara karşı savaşırken yaşamını yitiren askerler anısına inşa edilmiş bir anıt. Fransızlara karşı savaşmışların anısına Paris’deki Arc de Triomphe’u (Zafer Takı) andıran bir anıt yapmak nasıl bir mantıktır bilmiyorum bu arada, sormayın… Büyük bir meydanın ortasında yer alan bu anıtın inşaatı, Amerikalıların havalimanı yapın diye hibe ettikleri çimentoyla 1969 yılında tamamlanmış ve bu yüzden Lao halkı arada bir esprili olarak buraya "Dikey Pist" diyormuş. Anıtın içerisinde, merdivenlerle çıktığınız ilk katta hediyelik eşya ve bir sürü tişört satan bir mağaza, en üst katta ise manzarası hiç fena olmayan bir teras var. 


Sabah erken saatlerde Vientiane Pazarından

Patuxai

Patuxai'nin çatısından Vientiane

Sonraki durağımız Başkentin hatta ülkenin simgesi olan bir tapınaktı; Pha That Luang… Ülkedeki binlerce stupa arasında kuşkusuz en önemlilerinden. Stupa; genellikle kümbet biçiminde, içerisinde Buda’ya ait kutsal emanetlerin saklandığı Budist tapınaklara verilen genel bir isim. Diğer bir ismi de Büyük Stupa olan bu “Altın” tapınağın tarihi 3. yüzyıla kadar gidiyor. Efsaneye göre bu tarihlerde Hindistan’dan gelen Budist Misyonerler tarafından Buda’nın göğüs kemiğinden bir parçayı muhafaza etmek için kurulmuş… Yıllar içerisinde istilalar ve savaşlar nedeniyle pek çok kez hasar gören Stupa, sonuncusu 1931 yılında olmak üzere her seferinde yeniden inşa edilmiş. Uzaklardan Altın gibi görünse de sadece duvarları altın yaldızlı boya ile boyanmış tapınağın içerisinde pek çok Buda resmi ve heykeli var.

Ardından gittiğimiz Budist Mimari’nin Siyam Sitiliyle inşa edildiği söylenen Wat Si Saket ise gerçekten güzel bir tapınak ve içerisindeki Buda heykellerinin sayısı 8 binden fazlaymış.

Vientiane’da gezdiğimiz son tapınak ise, Wat Ho Phra Keo oldu. Burası bir zamanlar Zümrüt Buda (Emerald Buda) isimli oldukça değerli ve kutsal heykele ev sahipliği yapıyormuş. Fakat günümüzde kutsal heykel, Bangkok’taki başka bir Wat’da olsa da burası yine önemli bir mekân.


Wat Si Muang Giriş kapısı

Wat Si Muang

Wat Si Muang'ın bahçesinden

İlk Keşiş fotoğrafı
Yine Wat Si Muang

Pha That Luang; The Great Stupa
Giriş Kapısı

Önde Kral Setthathirat'ın heykeli ve arkada; Pha That Luang

Pha That Luang'ın "Altın" duvarları

Wat Si Saket

Wat Si Saket'deki Buda Heykellerinden,
Vantilatörün fonksiyonu ne bilmiyorum...

Wat Ho Phra Keo


Bir önceki günün neredeyse tamamını aktarmalı Saigon-Vientiane uçuşuyla harcayınca başkentte çok da fazla kalamadık açıkçası. Hatta büyük ihtimal Vientiane’a kadar gidip de Buda Parkı, Xieng Khuan’ı görmeyen bir tek benimdir (Bir de birlikte seyahat ettiğim dostlar tabii ki…) Kemal Kaya, Yolda olmak isimli sitesinde Buda Parkından söz etmiş meraklısı için buyurun link'i...

Vientiane’daki Son Wat, Wat Ho Phra Keo’nun ardından Luang Prabang’a uçmak üzere havalimanına doğru yola düştük…

Son söz; Seyahatnamenin Vientiane bölümü biraz sıkıcı oldu farkındayım ama Luang Prabang çok daha ilginç ve keyifli olacak inanın...



Sürecek

2 yorum:

  1. oralara kadar gidip, zamansızlıktan Laos'u göremeden döndüğümüz için zevkle, merakla okudum yazınızı. Hiç sıkıcı gelmedi... Biz Tayland'da bir biraya takılmıştık, Lao diye aynı bira mı diye merak ettim.

    YanıtlaSil