14 Kasım 2014 Cuma

Afrika Günlüğü 5



Namibya Botsvana ve Zimbabve Seyahat Notları



Swakopmund’a veda ettiğimiz o sabah artık Atlas Okyanusu kıyılarından içlere, gerçek Siyah Afrika’ya doğru yol aldığımız gün olacak. O yüzden biraz heyecanlıyım.

Fakat önce Namib Çölündeki Likenleri görüp Cape Cross Fok Kolonisini ziyaret edeceğiz. 

Swakopmund’dan kuzeye doğru Atlantik Sahil Şeridinde bir süre yol aldıktan sonra çölde durup Liken’leri inceliyoruz.

Kıraç çöl kumları üzerindeki görüntüsüyle alelade bir bitki deyip geçeceğiniz Liken, gerçekte mantar-alg arası bir organizma. Namib çölünde bol miktarda likene rastlanıyor ve 20’si sadece topraklara özgü 80 kadar türü varmış. Çöl şartlarında bile on yıllarca yaşayabilen şaşırtıcı derecede dayanıklı bu organizmaların tek besin kaynağı ise çölün sahile yakın bölümlerinde sık görülen sisli havalar. Sisin içerdiği nemden besleniyorlar...

Likenler bana çok da ilginç gelmese de Namibya’nın biyolojik çeşitliliği açısından oldukça önemliler ve koruma altındalar. Grup, Likenler hakkında daha ayrıntılı bilgi alırken biraz etrafta dolanıp fotoğraf çekiyorum.

Bir süre sonra yeniden yollara düşüyoruz. İkinci mola yerimiz okyanus kıyısında “Skeleton Coast” da kimbilir kaç yıl önce karaya vurmuş ve terkedilmiş bir geminin hemen karşısındaki kumsal oluyor.

Öğle saatlerinde vardığımız Cape Cross, Swakopmund’a 120 kilometre mesafede. Yolun yarıdan fazlası ise tuz, evet toprak değil "tuz"...

Portekizli Kaşif Diego Câo, 1400’lerin sonlarında, Hindistan’a gitmeye çalışırken bu topraklara ayak basan ilk Avrupalı olmuş. Ülkesi Portekiz adına bu sahillere el koyduğunu belirtmek için de büyük bir Pâdrao yani Taştan Haç dikmiş. Cape Cross –Haç Burnu- adı da buradan. Yakınlardaki minik bir tepede, o Pâdrao'yu olmasa da aynı yere dikilmiş olan kopyasını görebiliyorsunuz. (Aslında 2 haç var; Almanlar 1893 yılında Diego Câo’nun diktiği Haçı alıp Berlin’e götürmüşler. Yerine de ahşap küçük bir haç koymuşlar. Sonra bu haç beton bir Haç ile değiştirilmiş. Yıllar sonra da birilerinin yaptıkları bağışlarla orijinal Haçın bir kopyası yapılıp aynı yere dikilmiş. Aşağıdaki fotoğrafta neden 2 haç var sorusunun karşılığa da bu işte...)

Cape Cross dünyanın en büyük Fok Kolonilerinden birine, hatta Namibya'lılara göre en  büyüğüne ev sahipliği yapıyor. Burada Ekim ve Aralık aylarında 200 Bin kadar Güney Afrika veya Avustralya Kürklü Foku denilen türden fok bulunuyormuş. 

Koloniye geldiğinizde araçtan inerken sizi birazdan göreceğiniz binlerce fokun çıkardığı çığlıklar  karşılıyor. Ve pek de hoş olmayan bir koku... 

Namib Çölünde Liken Tarlaları

Çölden bir kare daha

Çölün kumları arasında bir Liken

Namib Çölünde ilerlediğimiz "tuz" yol. Soldaki tabelada
"No Off Road Driving" yazıyor ve yolun iki tarafı çitle çevrili.
Likenler koruma altındalar.

Likenler

Skeleton Coast'da karaya oturduktan sonra kaderine terk edilmiş bir gemi

Skeleton Coast

Cape Cross'a ismini veren Haç(lar)...

Kolonide sahil kenarındaki birkaç yüz metrelik bir yürüyüş yolu boyunca fokları izleyebiliyorsunuz. Bu yoldan çıkmanız yasak ama çıkmanıza da gerek yok zaten, foklar her yerdeler. Hatta yürüyüş yolunun altındalar... Bu arada bu yürüyüş yolu geri dönüştürülmüş plastikten yapılmış, Nambiya’lılar kocaman bir tabelaya yazmışlar bunu. Diğer taraftan Likenleri koruma altına alıp yürüyüş yolunu geri dönüşümlü plastikten inşa eden Namibya Hükümeti her yıl 80 Bin kadar foku “kontrollü olarak” öldürüyormuş.

Kafalarına sopayla vurularak öldürülen yavru foklar değerli derileri, ateşli silahlarla vurularak öldürülen yetişkin erkekler ise Asya ülkelerinde afrodizyak olduğuna inanılan penisleri için katlediliyorlar. “Dünyada en fazla Uranyum üreten dördüncü ülkenin deri ve afrodizyak pazarından kazandığı para ne olabilir ki bunca masum hayvanı devlet eliyle katletsin?” diye sormayın bu sorunun yanıtını ben de bilmiyorum...

Fokların katledilmesinin bir diğer nedeni de tükettikleri balık miktarı. Namibya Hükümeti destekli bir araştırmaya göre Fok Kolonileri tüm balık endüstrinin yakalayabileceğinden daha fazla balık tüketiyormuş. Diğer taraftan aktivist bir grup olan Seal Alert South Africa (Güney Afrika Fok Alarmı) ise balıkçılık sektöründe fokların neden olduğu ticari kayıpları yüzde 0.3’den daha az olarak hesaplamış. Merak ettim araştırdım; yetişkin bir Güney Afrika Kürklü Foku bir yılda 270 kilogram kadar balık yiyebiliyormuş...

Bu konuyla ilgili araştırma yaparken çok da sevimsiz bir şey öğrendim. Öldürülen yavru fokları satın alan tek bir kişi var, Namibya Hükümetiyle 2019 yılına kadar kontratı olan biri. Bu kişi öldürülen yavru fok başına sadece 7 Dolar ödüyormuş ki Siz turist olarak sadece fokları görmek için bile 12 Dolar ödüyorsunuz. Ve sıkı durun; bu büyük alıcı bir Türk! Hatemi Yavuz isimli bir işadamı ve aynı zamanda Namibya’nın da Türkiye Fahri Konsolosu. Google’a Hatemi Yavuz ismini yazdığınızda yabancı sitelerde katledilen foklarla ilgili onlarca haber çıkarken Türkçe sitelerde karşımıza çıkan Hatemi Bey’in Ivana Sert ile olan magazinsel ilişkileri. Namibya’daki Fok katliamının arkasından bir Türk’ün çıkması mı, yoksa bu ülkede kimsenin bunu umursamaması mı? Hangisi daha kötü bilemedim...

Kolonide bol bol fotoğraf çektikten sonra öğle yemeği için Cape Cross Lodge isimli otele gidiyoruz. Burası ıssız ve ürkütücü İskelet Sahilinde adeta lüks bir sığınak gibi. Turistik sezonda olmadığımızdan otelde in cin top oynuyor. Girişte bir zamanlar dev bir Balinaya ait olan kafatası, otelin duvarlarında da Balina Avcılığı hakkında bilgiler veren afişler var. Afişlerden “Harpoons” başlıklı olanı yani bir zamanlar balinaların avlandığı zıpkınlar hakkında bilgi vereni aklıma Moby Dick’in Ishmael’ini getiriyor. “Bana Ishmael deyin” diye başlayan, Herman Melville’in çok sevdiğim romanından bir karakter...


Cape Cross Fok Kolonisi

Koloniden...

Sürekli suya girip çıkan binlerce Fok

Geri dönüştürülmüş plastikten yapılma yürüyüş yolu

Yürüyüş yolundan bir kare daha

Hangi fokun fotoğrafını çeksem?

Anne ve yavru Fok

Fokları burada öldürüyorlarmış...
  
Issız Skeleton Coast'da lüks bir otel; Cape Cross Lodge

Cape Cross Lodge girişi

Balina Kafatası

Otelin sahil tarafından


Yemek sonrası Atlas Okyanusuna veda edip Çölü geçiyoruz. Hedefimiz Namibya’nın en yüksek dağı olan Brandberg.

Brandberg 30 kilometreye 25 kilometre boyutlarında kubbe şeklinde masif granit bir kaya. Königstein isimli zirvesinin deniz seviyesinden yüksekliği ise 2574 metre. Tüm bu bölgenin ismi ise Damaraland yani Damara Ülkesi.

Brandberg civarında 45 Binden fazla kaya resmi var. En az 2000 yıl öncesinden kalma bu kaya resimleri nedeniyle Damaraland, yüzyıllar boyunca yerliler (Bushmenler) için sprituel bir mekan olmuş. Bu kaya resimlerinden en ünlüsü ise bir Fransız araştımacının yaptığı hatayla 50 yıl kadar değişik tartışmalara neden olan The White Lady; yani Beyaz Kadın.

Hata olayının özeti şu; 1929 yılında döneminin önemli Antropoloğu Fransız Henry Breuil bir taş atmış ve kırk akıllı yıllarca çıkaramamış... Breuil, kaya resimlerini Girit adasındakilerle özdeşleştirip resimleri yapanların Akdeniz Bölgesinden gelmiş olabilecekleri düşüncesini ortaya atmış. Arkasından da yıllar boyunca ortaya bir sürü teori atılmış. Bunlardan en ilginci de Zimbabvelilerin Afrika dışı kökenleri olduğunu iddia ettikleri teori; Biz Afrikalı değiliz, kökenlerimiz Eski Yunanlılara dayanıyor gibi bir şey... Neyse ki Breuil’in düşüncelerinin gerçek olmadığı ispat edilmiş ve tartışmalar sona ermiş. Hatta meşhur While Lady yani Beyaz Kadın ise kadın bile değilmiş. Artık özel kıyafetler giymiş bir "erkek" Şaman olduğu düşünülüyor.

Kaya resimlerini görmek için Brandberg’in eteklerine kadar aracımızla gelip daha sonra bir patikada, Rehber eşliğinde 45 dakika kadar yürüyoruz. Patikanın sonunda ulaştığımız kaya resimleri ilginç gerçekten; pek çok farklı figür var. Patikada yaptığımız yürüyüş, etrafımızdaki granit kaya manzaraları da oldukça keyifli. Güneş batarken yeniden kamyonumuza dönüyoruz.

Günün sonunda akşam yemeği ve konaklama için Uis isimli küçük kasabaya gidiyoruz. Montis Usti isimli Restoranda (aynı zamanda da bir Guest House) akşam yemeği yedikten sonra otelimiz White Lady B&B and Camping’e geçiyoruz.

Ertesi sabah yine yollara düşeceğiz...

Ve tabii ki fotoğraflar;

Cape Cross Lodge dönüşü yolun her iki yanında karşımıza çıkan tezgahlar.
Üzerindekiler satılık Tuz Kristalleri!

Değişik şekillerdeki bu Tuz Kristallerinden istediğinizi
seçip tezgah üzerinde yazan fiyatı da
kavanozun içerisine bırakıyorsunuz...

Namibya'yı neredeyse bir uçtan diğerine kat ettiğimiz kamyondan
bozma otobüsümüz. Brandberg'e giderken, molada...

Brandberg; granit kayalar
   
The White Lady'e giderken çektiğim karelerden

Patika'da yürüyen grup...

Yolda karşılaştığımız Damaraland Sakinlerinden

Kaya resimlerinden

Ortadaki figür meşhur The White Lady

Pek çok figürün olduğu bir küçük bir mağara

Patika'dan bir kare daha

Bize White Lady'e kadar eşlik eden Rehberimiz

Uis'de akşam yemeği yediğimiz Montis Usti Restoran

White Lady B&B Camping Hotel'deki odam.
Bundan sonraki tüm otel odaları Cibinlikli olacak...

White Lady B&B Camping Hotel




Sürecek...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder