25 Şubat 2014 Salı

Vietnam Laos Kamboçya Seyahatnamesi 12



Tarihi acılarla dolu güzel ülke; Kamboçya

Başkent Phnom Penh, Kızıl Khmer'ler ve Ölüm Tarlaları



Bir varmış bir yokmuş…

Bir zamanlar Kamboçya isimli her köşesi yemyeşil ormanlarla kaplı güzel mi güzel bir ülke varmış. Bu güzel ülkede sarı renkli, güler yüzlü Khmer Halkı yaşarmış. Çok değil sadece birkaç asır önce Muhteşem Angkor’u inşa edebilecek denli ileri bu insanlar gel zaman git zaman maalesef modern dünyanın gerisinde kalmışlar.

1800’lerin sonuna doğru dünyanın öbür ucundan kibirleriyle ünlü beyaz tenli insanlar gelip tüm bölgeyi sömürgeleri yapmışlar, adına da Hindiçin demişler. Kamboçya’nın o zamanki Kralı Norodom da bu kibirli ama "modern" insanlara; “Gelin benim ülkemi de siz yönetin” demiş. Sonraki doksan yıl boyunca ülke Fransız sömürgesiymiş…

Tüm dünyanın katıldığı ikinci büyük savaşta Fransızların yerini Japonlar almış; sömürgeci ve işgalci olarak. Ülkenin başında Norodom Sihamouk isimli başka bir kukla kral varmış bu kez...

Büyük savaş bitmiş, Japonlar anavatanlarındaki iki şehri yok eden iki dev bombanın acılarını sarmaya ülkelerine dünmüşler. Arkalarından Fransızlar geri gelmiş. Fakat Kamboçya halkı bu kez Fransızlara karşı direnmiş. Komünist Khmer gerillalar, tıpkı komşusu Vietnam’daki Viet Cong’lar gibi özgürlükleri için savaşmışlar.

21 Şubat 2014 Cuma

Vietnam Laos Kamboçya Seyahatnamesi 11




20. yüzyılın ikinci yarısındaki Kamboçya Halkı kadar acı çekmiş çok az halk vardır sanırım… Önce dâhil olmadıkları savaşta Amerikalılar üzerlerine 2,7 Milyon ton bomba yağdırmış. Ardından Kızıl Khmerler ülke nüfusunun dörtte birini sistematik bir şekilde ve çoğunu işkence ederek öldürmüşler. Kızıl Khmerler gittiğinde geriye kalansa sadece açlık ve sefaletmiş… Ve hala bu güzel ülkenin en büyük sorunlarından biri patlamamış kara mayınları.

Kamboçya’yı görmeyi uzun yıllardır bekliyordum. Kızıl Khmer’lerin dehşetini anlatan Ölüm Tarlaları (Killing Fields, 1984) filmini izlediğimden beri...

Ve bu seyahatnamenin en son bölümü de Kamboçya’ya ait; günümüzdeki kralları bir Klasik Dans Eğitmeni olan, Bayraklarına –haklı olarak- gurur duydukları Angkor Wat’ı koymuş, geçmişlerindeki onca acıya rağmen halkı hala güler yüzlü ve sevecen olabilen Kamboçya Krallığına…





Tarihi acılarla dolu güzel ülke; Kamboçya

Siem Reap ve Muhteşem Angkor



Aslında plan basitti; Sabah 10.30’da Lao Havayollarına ait bir uçakla Luang Prabang’dan yola çıkıp, Pakse’de kısacık bir mola verdikten sonra öğle saatlerinde Siem Reap’a varacaktık. Ama olmadı…

Sabah Luang Prabang’ın mütevazı havalimanına gittik, check-in yaptırdık, pasaport kontrolünden geçtik, beklemeye başladık. Bekledik, bekledik, bizimki dışında tüm uçuşlar zamanında gerçekleşti. Fakat bizim uçuş 3 saat, hatta daha fazla rötarlıydı. Siem Reap’da geçirmeyi planladığımız saatleri Luang Prabang’daki havalimanının küçücük salonunda geçiriyor olmanın yarattığı sinirlilik haliyle ortalıkta dolaşırken, konuşkan Robert’la tanıştım.

Robert, Brooklyn’li bir Amerikalı. Amerikan Savaşı için bu topraklara gelmiş. Mekong’da botlarla operasyonlara katılmış, Hue’de Tet Saldırısı sırasında yaralanmış bir gazi. Geri döndüğünde doğduğu New York’a ve ABD’de Vietnam Gazisi olmaya uyum sağlayamamış, yeniden bu topraklara dönmüş. Saigon’da bir süre yaşadıktan sonra bir arkadaşının önerisiyle kısa bir tatil için gelip çok beğendiği Luang Prabang’a yerleşmiş. Robert araya bol miktarda Amerikan filmlerinden aşina olduğumuz malum F ile başlayan sözcükten de sıkıştırarak sürekli konuşuyor. Ve sık sık da Da Nang’a çıkartma yaparlarken Viet Cong’ları nasıl sahile gömdüklerinden söz ediyor… Adeta izlediğim onca Vietnam filminin herhangi birinden fırlamış bir karakter, ya da hep duyduğum Post-Vietnam Sendromunun canlı haliydi Robert.

Üç saatten fazla süren rötar yetmezmiş gibi, Kamboçya’nın Siem Reap Havalimanındaki pasaport ve vize görevlileri açık ara gezinin en ağırkanlıları çıkıyor. O gün havalimanından çıkarken saat 17 olmuştu bile… Doğrudan 2 gece kalacağımız ve bence tüm bu gezinin en güzel oteli Tara Angkor’a gidiyoruz.

Otele hızlıca yerleştikten sonra akşam yemeği için geleneksel Khmer Dans Gösterisi de izlediğimiz Amazon Angkor Restoran'a geçtik. Restoranın ismi Amazon, yanlış yazmadım, sanki hiç Dallas Lokantası görmemiş gibi ne alaka demeyin lütfen…

Khmer dans şovunda Kamboçyalı kızlar özel kostümleri içerisinde Apsara dansından örnekler veriyorlar. Kamboçya’da tasvirleriyle çok sık karşılaştığımız Apsara, Hindu ve Budist mitolojilerinde bulutlarda ve suda yaşayan dişi perilere verilen isim. Bu doğaüstü varlıklar gençler, çok güzeller, zarifler ve de dans sanatında mükemmeller.

Hindu mitolojisindeki önemli Tanrılardan Indra’nın sarayında Gandharva isimli müzisyenler varmış. Cennetten çıkma, bazen -kuş veya at gibi- yarı havyan ve yarı insan şeklinde tasvir edilen bu Gandharva’lar olağanüstü müzik yeteneğine sahiplermiş ve Tanrılar için güzel müzikler yaparlarmış. İşte Apsara’lar da bu müzisyen Gandharva’ların eşleriymiş. Kocalarının yaptıkları müzik eşliğinde Tanrıların saraylarında dans edip bazen de erkekleri ve hatta Tanrıları baştan çıkartırlarmış.

12 Şubat 2014 Çarşamba

Vietnam Laos Kamboçya Seyahatnamesi 10




Saklı ve Güzel Ülke; Laos

Hoşçakal Luang Prabang ve Laos...



Bir sonraki sabah, Luang Prabang’da yine erkenden kalkıp Alms Round’u bir kez daha izlemek için gün doğmadan dışarı çıktım. Fakat bu kez fotoğraf çekmeden, sadece izledim. Anın tadını çıkardım yani…

Kahvaltı sorası para bozdurmak için, bir döviz bürosu önünde sıra beklerken, Avustralyalı bayan ve Güney Koreli erkekten oluşan genç bir çiftle ayaküzeri sohbet ettim. Luang Prabang’daki ilk saatleriymiş. Benim üçüncü günüm olduğunu öğrenince Alms Round’u sordular, ben de onlara gerekli tüyoları verdim. Muhabbet klasik “Where are you from?” noktasına gelince de araya sıkıştırıp onlara Kapadokya’dan söz ettim. Koreli cebinden bir defter çıkarıp hemen notunu aldı. İstanbul’u biliyorlardı tabii ki ama Kapadokya’yı duymamışlardı. Ülkemizi tanıtmak adına, her fırsatta üzerimize düşeni yapmalı değil mi?

Üzerimize düşeni yapmak derken, Laos yazılarımda, bu güzel ülkenin tarihinden hiç söz etmediğimi fark ettim. Hele de önceki bölümlerde Vietnam’ın yakın tarihini, özellikle de de Amerikan savaşını ayrıntılı sayılabilecek bir biçimde anlattıktan sonra, Laos’a haksızlık etmemeli değil mi? İşte meraklısı için Kısa Laos Tarihi… (Tamam, bunu ilk bölümde yapmalıydım haklısınız…) 

Muang Sua (günümüzdeki Luang Prabang) Prensi Fa Ngum; tarihteki Laos Hükümdarlarının ilki olarak kabul ediliyor. Fa Ngum çok genç yaşlarda Khmer İmparatorluğuna yani bugünkü Kamboçya’ya gitmiş ve İmparatorun kızlarından biriyle evlenmiş. Ardından ülkesindeki karışıklıkları fırsat bilip, 1349 yılında, “Kayınpederi” Khmer İmparatoru sayesinde yanında topladığı 10 bin silahlı adamla birlikte, Angkor’dan ülkesi Laos’a yola çıkmış. 1354 yılında da Vientiane’da yanındaki 50 binden fazla asker ve destekçisiyle taç giyip Lan Xang hükümdarı ilan edilmiş. Lan Xang; yani “Beyaz Şemsiye altındaki bir Milyon Fil”

Yukarıdaki hikâyeyi anlatmamın nedeni Laos için söylenen “Bir Milyon filin ülkesi” tanımını açıklamaktı. Daha fazla ayrıntıya inmeye gerek yok sanırım. Sonrasında 18. yüzyıl başlarında krallık parçalanmış ve Laos; Birmanya, Siyam (Bugünkü Tayland) ve Vietnam tarafından işgal edildimiş. Ardından da ülke Fransız Sömürgesi olmuş.

7 Şubat 2014 Cuma

Vietnam Laos Kamboçya Seyahatnamesi 9



Saklı ve Güzel Ülke; Laos

Biraz daha Luang Prabang



İnsanoğlu tuhaf gerçekten. İşe gitmek için 7.30’da kalkmak zül gelirken, Luang Prabang’da, Alms Round’u izlemek için iki sabah üst üste 5.30’da yataktan heyecanla fırlamak nasıl bir şeydir biri bana anlatsın lütfen...

Budizm’de Keşişler yemek pişirmek ve saklamak gibi dünyevi işlerle ilgilenmiyorlar. Böylece Tapınaklardaki yaşam basitleşirken, spritüal yaşamlarını zenginleştirmeye de daha çok zaman ayırabiliyorlar. Alms Round geleneği de bu işte sebepten doğmuş; yemek pişirmek gibi dünyevi işlerle ilgilenmeyen Keşişlere ihtiyaçları olan yiyecekleri halk sunmaya başlamış. Bugün Luang Prabang’da, her sabah gün doğumuyla birlikte çok sayıda keşiş, ellerinde kendilerine sunulacak yiyecekleri sakladıkları Alms kapları ile tapınaklarından çıkıp yollara dökülüyorlar. Diz çökmüş halde onları saygıyla beklemekte olan halk da hazırladığı yiyecekleri sırayla önlerinden geçen keşişlere sunuyor. Ve bu sunulan yiyecekler de Keşişlerin tek öğünü...

Yukarıda Alms Round dedim, sanırım bunu biraz açmalıyım. Alms’ın sözcük anlamı yardım. Fakat bizdeki Zekât gibi, yoksullara ya da ihtiyacı olanlara verilen türden bir yardım. Oysa Laos’daki bu gelenekte işler farklı. İnançlı Budistlerin yaptığı klasik anlamda bir yardım değil. Aksine saygıyla sundukları yiyeceklerin, Keşişlerce kabul edilmesini diledikleri, bundan mutluluk duyacakları bir durum var burada. Keşişler de yiyecek bulamayacak kadar fakir değiller zaten. Sadece dünyevi işlerden uzak duruyorlar. İşte bu yüzden Alms Round’u; "Yardım Turu" gibi eğreti bir şekilde çevirmektense olduğu gibi kullandım yazarken. Ayrıca yaygın kulanılan İngilizce Alms Round sözcüğünün Lao dilindeki karşılığı da; Tak Baat... 

Sabahın altısında inceden bir ayazda hafif içim titrerken konakladığımız Ancient Luangprabang Otelin biraz ilerisinde fotoğraf makinem elimde beklemeye başlıyorum. Yerel halk çoktan kaldırım üzerinde diz çökmüş, önlerindeki kapların içinde haşlanmış pirinç topakları, mandalina ve ne olduğunu bilmediğim başka şeyler hazır bekliyorlar. Aralarında tek tük törende aktif rol almak isteyen turistler de var. Ama daha kalabalık olan benim gibi elinde fotoğraf makinesi olanlar. Bu töreni izlerken dikkat etmeniz gereken bazı kurallar da var tabii ki. Bir kere uygun giyinmelisiniz; uzun kollu bir şeyler ve pantolon giymelisiniz (hem kadın hem de erkekler için geçerli ve sunum yaparken ayakkabılar çıkarılmalı). Eğer herhangi bir yiyecek sunmayacaksanız Keşişlere yaklaşmamalısınız. Sunacaksanız da başınız mutlaka Keşişlerin başlarından daha aşağı seviyede olmalı. Tören boyunca sessiz kalmalısınız. Ve bence en önemlisi fotoğraf çekeceğim diye objektifinizi Keşişlerin burnuna sokmamalısınız ve asla flaş yok...

4 Şubat 2014 Salı

Vietnam Laos Kamboçya Seyahatnamesi 8



Bir Aralık günü Başkent Vientane’dan Luang Prabang’a doğru uçmakta olan, yine pervaneli küçük bir uçağın 4A numaralı koltuğunda, pencereden aşağıdaki yemyeşil ormanları izlerken biraz sonra ulaşacağım şehri bu denli seveceğimi bilemezdim… Fakat öyle oldu. Topu topu 3 gece kaldığım bu şehri, tuhaf bir şekilde hala anımsarım, özlerim. Buyurun Luang Prang’dan aklımda kalanlara…



Saklı ve Güzel Ülke; Laos

Luang Prabang


Unesco'nun Dünya Mirasları arasında yer alan güzel şehir Luang Prabang’a öğle saatlerinde vardık. Şehrin kendisiyle aynı ismi taşıyan havalimanından çıkıp kalacağımız otele yöneliyoruz. Yaklaşık 50 Bin nüfuslu, yaşamın bildiğimiz şehirlere kıyasla çok daha yavaş aktığı Luang Prabang'da ilk dikkatimi çeken “trafiksizlik” ve neredeyse her köşe başında karşınıza çıkan turuncu giysili Keşişler.

Kalacağımız Ancient Luangprabang Hotel ilginç bir mekân. Oldukça geniş odalarının numaraları değil Lao burç kuşağından gelen birer ismi var; benimkinin ismi Tiger’dı sözgelimi. Odalar geniş dedim ama banyo ayrı bir bölme halinde ayrılmış değil, odanın bir bölümünde öylece duran bir küvet şeklinde. Fakat söylemeliyim işlevsel olmasa da odanın dekorasyonu çok güzel. Otelin en güzel yanı ise konumu; Luang Prabang’ın meşhur gece pazarının (Night Market) kurulduğu Sisavangvong Road isimli caddenin tam da başında. Bir de benim gibi tatlı seven ve Güneydoğu Asya’da tatlı olarak tropikal meyveler ve bildiğiniz muzla idare etmek zorunda kalanları için iyi haber; şehirde alıştığımız tarzda tatlıları bulabileceğiniz belki de tek pastane otelin hemen alt katında. Meraklısına not; Çikolatalı ve Portakallı kekleri hiç fena değildi.

Bir de otelden hatırımda kalan daha sonraları çok sık karşılaşacağım Lao insanına özgü o saygı ve güler yüzlülük. Resepsiyon görevlisi her karşılaşmamızda, hafif öne eğilip, avuç içleri birbirine gelecek şekilde birleştirdiği ellerini alnına götürerek selamladı beni. Anahtarlarımı alıp verirken de, yine aynı şekilde beni selamladıktan sonra başını eğip, anahtarlarımı daima iki eliyle aynı anda tutarak uzattı. Laos’da kaldığım süre boyunca da bana uzattıkları, anahtar, para, broşür veya küçük bir paket; her ne olursa olsun bu jest devam etti....