20 Haziran 2014 Cuma

Vietnam Laos Kamboçya Seyahatnamesi 13




İlk 12 bölümü hızlıca yazıp da son bölümüne elimin bir türlü varmadığı seyahatnamenin, en sonunda "bir zahmet" yazılmış son bölümüdür. 2008 yılında yaptığım seyahatten kalanların son bölümü...



Tarihi acılarla dolu güzel ülke; Kamboçya

Başkent Phnom Penh



Bir önceki bölümde anlattığım Ölüm tarlaları ve ardından Tuol Sleng insanın ruhunu yoruyor gerçekten. 

Şaşkınlık, üzüntü ve nefret karışımı tanımlanması zor bir duygu durumu içinde Başkent Phnom Pehn’deki otelimiz Sunway’e vardık.

Çok da lazımmış gibi otel Amerikan Büyükelçiliğinin tam karşısında... Günün ortasındayız ve lobide çok sayıda üniformalı veya takım elbiseli üst düzey Kamboçyalı ile takım elbiseli Amerikalı var. Alınlarında yazmıyor Amerikalı oldukları tabii ki ama yüksek sesle konuşmalarından ve özellikle de aksanlarından bunu anlamamak imkansız. Günün ilk yarısında ziyaret ettiğim binlerce ölüm tarlasından biri olan Choung Ek ve ardından Toul Sleng’de şahit olduklarımdan sonra otel lobisinde karşılaştığım Amerikalılar ve Kamboçyalı Subaylar ister istemez aklıma Costa Gavras’ın Kayıp (Missing, 1982) filmini getiriyor; Charlie ve Terry’nin konakladıkları otelde 1973 Şili Darbesinin hemen öncesinde, darbeyi planlayan Amerikalı CIA ajanlarıyla karşılaştıkları sahne, ki hatırlarsınız Charlie kısa bir süre sonra “Missing” yani Kayıp olacaktır...

Hızlıca otele yerleşme ve arkasından da öğle yemeği derken gün kısalıyor. Sonraki durağımız Ulusal Kamboçya Müzesi (National Museum of Cambodia) gerçekten görülmeye değer. Normal koşullarda bu müzeye ilişkin bir sürü bilgi ve fotoğraf paylaşabilirdim, fakat hala günün ilk yarısında şahit olduklarımın etkisindeyim maalesef ve sergilenen eserlere hak ettikleri ilgiyi gösteremiyorum. Bir daha Phnom Penh’e yolum düşerse söz kendimi affettireceğim...

Hava kararmaya yüz tutmuşken Otelimizin çevresinde dolaşmaya çıkıyorum. Otelin hemen yanında bir park, parkın içerisinde de bir tepe var. Ağaçlar ve karanlıktan tam olarak seçilmese de tepedeki yapı ilgimi çekiyor. Ne olduğunu keşfetmek için yukarıya doğru yöneliyorum ve kısa süreli bir tırmanışın ardından, tepenin üzerindeki Wat Phnom tapınağına ulaşıyorum.

Tesadüfen keşfettiğim Wat Phnom sonradan oldukça önemli bir tapınak çıkıyor. Bu küçük tepe  yüzlerce yıldır, tam olarak 1373 yılından bu yana kutsal bir alan ve tapınakmış. Khmer Halkı için önemli olan günlerde tapınağın çok fazla ziyaretçisi oluyormuş; Khmer Yeni Yılı gibi. Bir de Kamboçya Halkının en önemli festivali olan “Pchum Ben” yani Ölüler Festivali süresince de Wat Phnom oldukça popüler. Ölmüş atalarının hayaletlerinin festival süresince dünyaya döneceğine inanan Kamboçyalılar getirdikleri yiyecekleri Wat Phnom’da atalarına sunuyorlarmış. (Tabii ki bunların hepsini sonradan öğrendim...)

Tepeye ulaştığımda hava çoktan kararmıştı. Tapınağın etrafında şöyle bir tur atıp kapıdan içeriye bakıyorum. Ben meraklı gözlerle içeriyi seyrederken yanıma gençten iki kişi gelip Khmer dilinde bir şeyler söylüyorlar. Önce anlamıyorum, İngilizce “Sizi anlamıyorum” mealinde bir şeyler söylüyorum, onlar da beni anlamıyor. Daha sonra evrensel dil “vücut dili” ve evrensel sözcük “Dolar” sayesinde para istediklerini düşünüp “hayır” deyip yönümü değiştiriyorum. Bir şeyler daha söyleyip vazgeçiyorlar. Ben de etrafa birazcık daha göz atıp tepeden aşağıya, gerisin geriye dönüyorum. Sonra kafama dank ediyor ki orası Turistik bir yer ve muhtemelen de benden giriş ücreti veya tapınakları için küçük bir bağış talep etmişlerdi...

Yapacak bir şey yok, bunu fark ettiğimde çoktan tepeden inmiştim bile. Neyse, Phnom Penh’e yolu düşen biri olursa ve Wat Phnom’u gezerse lütfen fazladan bir bilet alıp benim borcumu da ödeyiversin, sadece 2 Dolar’mış...

Ertesi sabah Başkent Phnom Penh’deki son durağımız Kraliyet Sarayı’na gidiyoruz.