25 Ekim 2015 Pazar

Benim Seyahat Bloglarım


Her şeyden önce şunu belirtmeliyim; Okumakta olduğunuz, herhangi bir konuda “en iyi” olan blogların listelendiği bir yazı değildir. Zaten buna karar verecek olan kişi de ben değilim. Benim yaptığım sadece takip ettiğim seyahat bloglarından bir derleme.

Her bir blog için bir şeyler karaladım. Yazarları, içerikleri, bloglar hakkında düşündüklerim, favori yazılarım, hatta ufak tefek eleştirilerim gibi.

Ayrıca bu listede herhangi bir sıralama da yok. Bilgisayarımda bir Word dosyası açtım ve o anda aklıma gelen blogların isimlerini yazdım. İlk aklıma gelen, doğal olarak en son ziyaret etiğim Rotasız Seyyah oldu ve yazmaya da onunla başladım.

Gezimanya veya Uzakrota gibi sayfasını pek çok gezginin yazılarına açan siteleri ise listenin dışında tuttum. Kişisel Blogger’lara odaklandım yani.

Takip ettiğim 15 kadar blog varmış, işte ilk yedisi: 

Sonrası bir dahaki bölüme.


Rotasız Seyyah

Rüzgar nereye götürürse...




Klasik öyküyü bilirsiniz;

Çok çok eski zamanlarda bir kabile varmış.

Kabiledeki herkes sabah erkenden avlanmaya çıkar, tüm gün avlanırlar gece de geç vakit dönerlermiş.

Fakat içlerinden biri tanesi diğerleriyle  avlanmaya gitmez gün boyu ormanlarda aylak aylak gezer dururmuş. Akşam olup da diğerleri kabileye yorgun argın döndüklerinde, ateşin etrafında toplanırlar bizim aylak da diğerlerine uzun uzun gündüz gördüklerini anlatırmış.

Bir gün içlerinden biri “Biz gün boyu çalışırken bu adam neden aylak aylak dolaşıyor, bizimle ava gelsin” deyivermiş. Ertesi sabah bizimkini de ava götürmüşler.

Akşam yorgun argın döndüklerinde tüm günü avda geçiren bizimkinin anlatacak farklı hiçbir şeyi yokmuş. O gece tüm kabile ateşin başında öylece sessizce oturmuşlar.

Bir süre günler bu şekilde geçmiş. Derken bir boşluk hissetmiş bütün kabile. Eskiden hiç olmazsa akşamları biri güzel bir şeyler anlatırdı, keyifle dinlerdik demişler.

Düşünmüşler, taşınmışlar ve bizim “aylak” ı ertesi sabah uyandırmadan ava gitmişler.

Yukarıdaki bu ilk sanatçının öyküsünü tabii ki MFÖ’nün muhteşem şarkısını anımsatmak için anlatmadım. 

Rotasız Seyyah Mehmet Genç’i ilk takip etmeye başladığımda sıradan insanlardan gelen küçük yardımlarla seyahat etmesi fikri bana alışılmadık gelmişti. Yadırgamıştım. Fakat zamanla sayfasının müptelası olunca aklıma işte yukarıda paylaştığım öykü geldi... Gerçi şimdilerde sitesi çok popüler oldu, sponsorları var ve kişisel bağışları kabul etmiyor ama bir süre serüvenine kişisel bağışlarla devam etmişti.

Mehmet Genç IT sektöründe 6 yıl çalıştıktan sonra gemileri yakıp yola düşmüş, uzunca bir süre de yollarda olacak gibi görünüyor.

Mehmet'in sitesi Rotasız Seyyah yanılmıyorsam içerik açısından benim listemdeki en zengin site. ABD, Meksika, Peru, Bolivya, Kamboçya, Tayland, Honduras, El Salvador, Kosta Rika, Guatemala ve bir sürü başka ülkeden uzun ve oldukça ayrıntılı gezi yazıları mevcut. Bol fotoğraf ve çok sayıda video da var. Sözgelimi ben Peru’da yiyemediğim Cuy’u afiyetle yediği videoyu, Meksika’daki meşhur Cape of Swallows mağarasına inişini veya Çin Macau’daki Macau Kulesinden yaptığı bungee jumping videolarını ilgiyle izledim. Sitesinde daha onlarcası var...

Bu arada izninizle Ben Rotasız Seyyah’ı diğer seyahat bloglarından farklı bir yere koymak istiyorum. Hatta bence Mehmet’inki seyahat bloğu falan değil.

Neden mi? Bence bir seyahat sitesinin iki işlevi olmalı. Ya gitmeye karar verdiğiniz bir şehir veya ülke konusunda size bilgi sağlamalı, ya da bir yerlere gitmek konusunda size ilham vermeli. Rotasız Seyyah tabii ki bu iki şıkka da uyuyor ama lütfen bana söyler misiniz kaçımız Panama’da “google’da bile zor bulunacak” bir yerde Embera isimli yerli kabilesiyle birlikte, bırakın interneti, elektriksiz hatta doğru düzgün bir yatak ve tuvalet olmayan koşullarda 10 gün geçiririz ki?. Lütfen bu soruyu yanıtlarken dürüst olun...

Bence Mehmet bir gezginden çok bir amaç uğruna karşılaştığı her türlü zor koşul karşısında bile yoluna devam eden bir adam. Atlas Okyanusunu ufacık teknesiyle kürek çekerek geçen Erden Eruç veya biskletle dünya turu yapan Gürkan Genç gibi... Onun amacı da, sanırım dünyada adım atmadık, gerçek anlamda adım atmadık yer bırakmamak.

Ve bizler de Mehmet’i evimizde oturup National Geographic Channel izler gibi izliyoruz.

Sitedeki yazılar kıvamında; bol fotoğraflı, uzun ve ayrıntılı, yazı dili de hiç fena değil. Zaman zaman takipçilerden gelen taleplere de yanıt veriyor Mehmet. Herşeyi Bırakıp Adada Yaşamak başlıklı yazıda hikayesi anlatılan Reiner’le yaptığı röportaj gibi...

Popüler olan sitelerin başına gelen kaçınılmaz durum umarım Mehmet için geçerli değildir. Sosyal Medya hesaplarında çok popüler olan Rotasız Seyyah’ın takipçileri dilerim buralardaki fotoğraf altı kısa bilgilerle yetinmeyip siteye de giriyorlardır.

Son bir ekleme; Amerika Turist Vizesi Nasıl Alınır başlıklı yazısı bu konuda benim şimdiye değin gördüğüm en kapsamlı en ayrıntılı yazı.

Ve söylemeden edemeyeceği bence Rotasız Seyyah’ın bir site içi arama motoruna ihtiyacı var.

Neden seviyorum: Tanıdığım kimsenin gitmediği, büyük ihtimal gitmeyeceği veya gidemeyeceği yerlerde dolaşıyor...



Gezgin Martı

Çok okur. Çok gezer. Çok yazar.




Gezgin Martı, Özlem Güzelharcan ile yazdığım bir yazıya yaptığı yorum vesilesiyle tanışmıştım. Gezginlere İlham Veren Filmler başlıklı yazıma yaptığı yorumda birkaç filmi listelemişti. Hatta bir tanesinin, Fatih Akın’ın Im Juli’sinin yanına koyduğu parantezin içinde hafiften fırçasını da atmıştı; Nasıl Atlarsın?! diyerek...

İşte o gün keşfettiğim Özlem'in bloğu Gezgin Martı severek izlediğim bloglardandır.

Özlem; kendi deyimiyle Seyahat ve Edebiyat tutkusunu mizahla harmanlayan bir blogger.

Gezgin Martı’da ağırlıklı olarak Avrupa şehirleri var. Avrupa dışında, atladıysam bağışlasın, Mısır ve Tayland hakkında yazmış. Bir de henüz gitmediği diyarlar hakkında yazdığı bir yazısı var ki ben çok sevdim; Buenos Aires için yazdığı “Borges'in İzinde Buenos Aires: Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti” başlıklı yazısı gerçekten çok keyifli, "Keşke Buenos Aires’e gitmeden önce karşıma çıksaydı" dedim okuduğumda....

Eğer klasik anlamda bir seyahat bloğu arıyorsanız Gezgin Martı’ya hiç bakmayın derim. Hani klişelerle dolu siteler var ya; fiyat tarifeleri ile yüklü, kalınan hostelden uzun uzun söz edilen ve maalesef çoğu zaman ziyaret edilen ülkelerin, şehirlerin ruhuna dair neredeyse tek cümle içermeyen... Özlem’inkiler bir rehber değil belki ama bence bir seyahat bloğunun yapması gereken önemli şeyi yapıyor ve  insanın içinde anlatılan diyarlara gitme isteği uyandırıyor.

Sitesinde belirttiği gibi “Çok gezen, çok okuyan ve çok yazan” Özlem’in yazıları da doğal olarak edebiyatla, sinemayla veya popüler kültürün önemli  köşe taşlarıyla dolu. Sözgelimi İskoç yazar Sarah Sheridan’dan alıntı yaptığı bir fotoğraftan birkaç satır sonra şöyle bir cümle kuruvermiş;

“Ben, zihnimde Lost'un Desmond'ından replikler (See ya in anotha life, brotha!), James McAvoy'ın müthiş eğlenceli aksanından tınılar ve elbette ki Braveheart'tan sahnelerle bindim Londra'dan Edinburgh'a giden otobüse...”

Demem odur ki Lost’u, Breveheart’ı veya İskoçyalı Aktör James McAvoy’un herhangi bir filmini (burada benim tavsiyem Filth –Pislik- olurdu) izlemediyseniz bu cümle size hiç bir şey ifade etmez ama izlediyseniz yazıdan aldığınız keyif katlanır.

Sık sık da edebiyatçılardan alıntıları paylaşıyor. Fakat çoğunlukla bu alıntıları orijinal hallerinde İngilizce yazıp bırakıyor. Bir de çevirisini yazsa daha iyi olmaz mıydı demeden edemiyorsunuz. Tamam, birincisi kişisel blog’dur istediğini yapar. İkincisi de paylaştığı o alıntıların çoğu esprili birtakım cümleler ve çevirileri büyük olasılıkla orijinalleri kadar da komik olmayacak ama yine de çevirmek lazım sanki...

Bir de naçizane tavsiyem bloğundaki şablonu değiştirmesi olurdu. Sanki “Martı nerelere uçmuş” veya “en çok bunları sevdik!” bölümleri çok daha kolay okunurdu...

Yazı dili harika, eğlenceli, içine bolca sanat ve edebiyat eklenmiş seyahat bloglarını  seviyorsanız benim gibi yapın ve Avrupa’ya gitmek fikri aklınızda yoksa bile Özlem’i takip edin derim.

Neden seviyorum: Çünkü Seyahat ve Edebiyatı seviyorum.

http://gezginmarti.blogspot.com.tr


Ayfer Onur Seyahatnamesi:




Kusura bakmayın ama ben motosikletli seyyahları okumayı pek sevmiyorum. Tabii ki “Rüzgarın İzinde” Serkan Söğüt’ü Japonya’ya kadar facebook sayfasından takip ettim. Fakat aynı aileden “Tatlı Gezgin” Gülçin’in Güney Amerika gezisini daha bir heyecanla takip ettim.

Motosikletli gezginlerin, o çok sevdikleri motorları üzerindeyken sırf yolda olmak uğruna şehirlerde daha az zaman geçirdiklerini düşünüyorum. Oysa ben şehirleri, binaları, bulvarları sokakları daha çok seviyorum. Kim bilir belki de bir motorum olmadığı için kıskanıyorumdur, neyse bu benim kişisel düşüncem. Blog da benim olduğuna göre ifade etmemde bir sakınca yok...

Bir de ben gezgin olarak ABD’den de pek hazzetmem açıkçası. New York’u görme hayalim vardır ama onun dışında ABD hiç aklıma düşmedi, ki çok daha uzak yerlere bile gittim.

Ama motorla gezen ve ABD’de yaşayan Ayfer ve Onur’un “seyahatname”leri benim severek okuduğum ciddi bir istisnadır.  

Ayfer ve Onur 2001 yılından beri Amerika Birleşik Devletlerinde yaşayan bir çift. Onur telekom sektöründe çalışan bir mühendis Ayfer ise istatistikçi.Facebook sayesinde biraz tanışıklığımız da var; güzel insanlar.

Ayfer onur seyahatnamesi en başta yazdıklarımla çelişen bir şekilde çiftin ABD içerisinde yaptıkları kısa motor gezilerine ilişkin paylaşımlarıyla ilgimi çekti. Sitelerinde “Motosiklet  Gezilerimiz” başlıklı bölümde paylaştıkları bu yazılar oldukça ayrıntılı; Bol fotoğraf hatta günlük rotalarını gösteren haritalar bile var.

Bu bölümde benim sevdiğim Elvis’in evi Graceland ve şimdilerde Ulusal İnsan Hakları Müzesine dönüştürülmüş Martin Luther King’in suikasta kurban gittiği Lorraine Hotel’e de gittikleri 2014 yılındaki Memphis gezileri oldu.

Bir de Gezi Rehberi şeklinde uzun uzun yazdıkları yazdıkları Amerikan şehirleri var sitelerinde; New York City Gezi Rehberi ve New Orleans Gezi Rehberlerini ilgiyle okudum. New York’un mutlaka göreceklerim listesinde olmasından, New Orleans da blues ve jazz  sevdiğimden sanırım...

Ayfer ve Onur’un sitesi seyyahlar için ABD ve hatta Kanada hakkında bilgi alabilecek açık ara en zengin site bence.

Ama bununla da kalmıyor tabii ki. Ayfer ve Onur Asya, Güney Amerika ve Karayiplerde de bir hayli gezmişler. Sitelerinde Çin, Güney Kore, Peru, Bolivya, Kolombiya, Haiti, Jamaika gibi nadir gezilen ülkelerden de yazılar var. Burada da favorim Çin’de yaptıkları tren yolculuklarını anlattıkları Çin’de Tren Yolculuğu Maceramız ve muhtemelen görmeyi çok istediğim yerlerden biri olduğundan Cartagena Gezi Rehberi oldu.

Bir de Porto Riko’da San Juan’da bir restoranda yaşadıkları bir olay var ki bence bir filmde görseniz “yok artık daha neler dersiniz”. Anlatacaktım ama vazgeçtim, daha iyisini yapıp yazının linkini vereyim. Lütfen tıklayın ... 

Siteyle ilgili ufacık bir eleştirim olacak; sanki yazılar biraz daha eğlenceli olabilir gibi. Şu haliyle her türlü bilgiyi içeren, sistematik ve “titiz” bir mühendis ve istatistikçi çiftin elinden çıkma olduğu hemen anlaşılıyor ama nasıl desem eğlence de lazım.

Neden seviyorum: Bilmiyorum, belki de bilinçaltımda gizlediğim motor sevgimdendir. Ama ABD’de gidecek olsam bu sitenin yarısını hatmederdim.

http://ayferonurseyahatnamesi.com


Gezekalın

Önemli olan varmak değil yollarda olmaktır...





Ümit Ağabey’i -Dr Umit Kuru- şahsen tanırım. Yıllar önce bir seyahatte tanışmış, dost olmuş sonrasında da birlikte 3 seyahate daha çıkmıştık.

Ümit Ağabey her fırsatta gezmeye çalışan sıkı bir gezgindir. Gideceği destinasyona aylar öncesinden karar verir. Facebook’da şahsen tanıdığı, bildiği ve güvendiği gezginlerden o destinasyona özgü grubu kurar. Sonra uzun uzun çalışır, Türkiye’den veya gidilecek destinasyondan acentelerle bağlantıya geçer, ne istediğini belirtir ve program ister. Gelen programın üzerinden defalarca en ince ayrıntısına kadar geçer, eklemeler yapar, turistik olan bölümleri ise çıkartır atar. Tüm hazırlıklar bitip yola çıkma vakti geldiğinde de bir tur lideri gibi grubunun başında yerini alır.

Yola çıkınca da durmaz, seyahatin her adımında Tur Liderliğini sürdürür. Yola çıkmadan planladığı her şeyi mutlaka yapar, hatta seyahat esnasında programa extra turlar bile ekler. Vietnam'da programda olmayan harika tapınak Jade Emperor Pagoda'yı görebilmek için elindeki Lonely Planet ile, gitmek konusunda çok da istekli görünmeyen yerel rehbere karşı verdiği savaşı hatırlarım...

Seyahat bitip de geri döndüğünde ise yine aynı titizlikle oturup sitesinde seyahat izlenimlerini yazmaya başlar.

Ümit Ağabey’in sitesi Gezekalın, fazla reklam yapmadığından olsa gerek pek popüler değil. Ama bence değme seyahat sitelerinden içerik olarak çok daha zengin. Sitede; Etiyopya, Bhutan, Çin, Moğolistan, Meksika, Guatemala, Ekvator, Kolombiya, Venezuela  gibi çok kolay ziyaret edilmeyen ülkelerden yazılar var. Özellikle Patagonya yazıları gerçekten zengin, iyi biliyorum çünkü birlikte gitmiştik.

Ümit Ağabey sitesinde seyahatlerini kronolojik olarak gün ve gün, hiçbir detayı atlamadan anlatmış. Ve yazılar yer yer eğlenceli, bol bilgi dolu. Fotoğraflar gerçekten güzel. Fotoğrafçılığa merakı hobi düzeyinin oldukça üzerinde olan Ümit Ağabey Canon kullanır ve erinmez yanında 3-4 objektif taşır. Etrafımdaki hemen herkesin çok ağır diye DSRL’lerden vazgeçip "aynasız" peşinde koştuğu bu günlerde cidden saygı duyulması gereken bir özellik bence...

Gezekalın ile ilgili tek sorun sitenin çok işlevsel olmaması. Büyük olasılık iyi bir Pediatrist olup tüm boş günlerinde gezen Ümit Ağabey, geriye kalan azıcık zamanında da blog yazdığından sitenin kendisine pek zaman ayıramamış. Tasarım olarak site güzel olsa da yazılara ulaşmak çok pratik değil. Kişisel fikrim bu kadar içeriğe sahip site, “reklamsever” bloggerlardan birinde olsa, basit birkaç değişiklikle bile çok daha popüler olurdu.

Neden seviyorum: Angel Şelalesi var, dünyanın sonundaki şehir Ushuaia var, Moğolistan’da Nadaam Festivali var,  Sicilya var, Masai Mara var, var da var. Üstelik de fotoğraflar çok güzel...



Seyahat Günlükleri




Bloğuyla ilgili, en azından görünürde, herhangi bir ekonomik beklentisi olmayan, büyük ihtimal sadece kendisi için seyahat eden ve yazan renkli insanları takip etmeyi seviyorum.

Silan da bunlardan biri,  çok da güzel yazıyor.

Silan Küçükokur Bartel Türkiye doğumlu, Almanya’da yaşayan “seyahat takıntılı" bir anne.

Sitesi içerik açısından hiç de fena değil. ABD, Tayland, Laos, Kamboçya, Hindistan’dan yazılar var.

Sırt Çantalı olarak yaptığı bir 2 aylık Tayland, Laos ve Kamboçya yazı dizisi var ki şiddetle tavsiye ederim. Sitede Güney Asya Günlükleri adı altında anlattığı bu seyahatinde bol fotoğraflı tam 14 bölüm yazmış. Benim favorim Siem Reap ve Angkor’u anlattığı Doymadım Doyamadım Gezmelere Seni Ben; Siem Reap ve Angkor Tapınakları başlıklı olanı oldu. 

Bloğunu takip ettiğim süre içinde anne olan Silan seyahat etmeye ve yazmaya da devam etti. Son seyahatinde kızı Maya ile birlikteydiler.

Hasta profili genellikle tatil için Antalya’ya gelen turistler olan bir hekim olarak 1 yaşın altındaki çocuklarıyla tatile gelenlere hep şaşırmış, hatta içten içe de hafif kızmışımdır. İlk 6 ayının içindeki bir çocuğu muayene ederken “Bir şey atlamıyorum değil mi?” stresini ancak bir hekim anlar...

Silan ise 6 aylık Maya ile Amerika Birleşik Devletlerinde sırt çantalı, kamplı, çadırlı tatil yapmış. Vallahi bravo.

Bu seyahatini anlattığı yazılarının Bebekle Sırtçantalı,Kamplı Çadırlı Tatil Yapılır mı? başlıklı ilk bölümü ise cidden bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi ve tecrübeler içeriyor.

Son zamanlarda sitesine konuk yazarlar da kabul eden Silan’ın, Funda Çeliker Esser tarafından yazılmış, diğer seyahat sitelerinde pek sık rastlanmayacak Umman yazıları da var, aklınızda bulunsun.

Site hakkında aklıma gelen tek eleştiri de şu; yazı karakteri çok küçük, zor okunuyor.

Neden Seviyorum: Tarzını seviyorum.

www.seyahatgunlukleri.com



Löplöpçüler





Löplöpçüler'i uzun zamandır takip ediyorum ama site hakkında yazmaya ne kadar hakkım var bilmiyorum. Birincisi her ne kadar fiziksel görünüm itibarıyla boğazına düşkün bir adam izlenimi versem de gurmeliğim hiç yoktur. İkincisi de Löplöpçüler’den Semih’le iki önemli ortak paydamız var; İzmir ve BAL (Bornova Anadolu Lisesi). Yani ne yeme içmeden anlarım ne de tarafsız olabilirim. Ama yine de yazacağım.

Löplöpçüler Semih ağzının tadını ve gezmeyi çok iyi bilen bir mühendis. Eşi Özenç’le birlikte ikişer yıllık Kazakistan ve Malezya maceralarının ardından şimdilerde Namibya’da yaşıyorlar; 2 çocuklarıyla birlikte...

O kadar çok yeri gezmiş ve o kadar çok yerde yiyip içmişler ki birlikte yazdıkları sitelerine girdiğinizde yukarıdan aşağıya tek sıra halinde sıralanmış “etiketler” bölümü git git bitmiyor. Listede nereler yok ki? ABD, Çin, Malezya, Özbekistan, Tanzanya, Suriye, Vietnam, Kamboçya, Hindistan ve daha birçok ülkeden “leziz” yazılar var. Yıllardır Antalya’da yaşayan benim bile bir sürü şey öğrendiğim Antalya yazıları gibi yurt içi yazılarını saymıyorum bile.

Yazılar ağırlıklı yeme içme üzerine. Okurken insanın iştahını kabartacak kadar bol fotoğraflı. Semih çoğu zaman gittiği mekanların mutfaklarına gidiyor, aşçılarla tanışıp onlardan tüyolar alıyor ve bunları da yazılarında paylaşıyor.

Şu ana kadar ben bir türlü tutturamadım ama muhtemelen sitenin müdavimleri yola çıkmadan gidecekleri destinasyonda neyi nerede yiyeceklerine Semih ve Özenç’in bloğuna bakıp da karar veriyorlardır.

Bir türlü tutturamadım dediysem gitmeden öncesinden söz ediyorum. Yoksa bir keresinde Karadağ’da deneyip de sevdiğim Siyah Rizotto’dan, Bosna-Hırvatistan-Karadağ yazılarında sitede “lezzeti inanılmazdı” diye söz edildiğini okuyunca “doğru seçim yapmışım” diyerek kendimle gurur duymuşluğum vardır...

Her iki oğulları Tuna ve Ege de Amerika Birleşik Devletlerinde doğan Özenç ve Semih bir de bu konuda fikir almak isteyenler için oldukça ayrıntılı 2 bölümlük bir yazı yazmış; Ege ve Tuna için birer bölüm olmak üzere “Amerika’da Bebek” başlıklı bu yazılarda bebeklerini ABD’de dünyaya getirmek isteyen çiftler için aklınıza gelecek, gelmeyecek her türlü bilgi mevcut.

Löplöpçüler hakkında söylemek istediğim son şey şu; Semih Hocam bu sitenin dizaynı çok kötü! Bu denli dolu bu kadar zengin bir siteye hiç yakışmıyor. Ne olur bu siteyi bir elden geçir... Hatta bunu Semih’e haykırmak istiyorum!

Şu aralar Namibya’da yaşayan Semih ve Özenç umarım zaman bulabilir de siteyi bir elden geçirirler.

Neden seviyorum: Sadece fotoğraflara bakması bile çok lezzetli.




Çelebi Alper

Seyahat Özgürlüktür




Alper için Ekşi Sözlük’te şöyle yazmış biri; 

“takip edilmesi gereken bir bloga sahip kişi. en azından klişe seyahat bloglarından sıkılanlar için... ki sahi bıkmadınız mı eyfelden falan? lütfen bakınız özellikle kuzey kore'ye” (Not: İmla hataları Ekşi Sözlük yazarına aittir!)

Doğru. Eğer Eiffel’den falan sıkıldıysanız Alper’in bloğu tam size göre. 

Alper Metin, Kocaeli Üniversitesinde Öğretim Görevlisi, bulduğu her fırsatta  kendi deyimiyle “tek başına, tursuz, rezervasyonsuz, ucuz, özgürce seyahat eden” entelektüel bir gezgin.  

Şimdilik 45 ülkeyi gezmiş ama onları bile herkes gibi gezmemiş; sözgelimi Arjantin’de gezginlerin rotalarında nadiren yer alan Che’nin doğum yeri Rosario’ya gitmiş. Küba’da geçirdiği 1 ayın çoğunu ise Havana’da değil Santiago de Cuba’da geçirmiş. Hatta Küba’da denize bile girmemiş. Bu arada, Varadero’da denize girmiş biri olarak bu konudaki naçizane fikrim hata yaptığıdır, belirtmeliyim...

Sitedeki yazılar sade, kısa, kolay anlaşılır ve bol fotoğraflı. Küçük bir tavsiye; bu site daha iyi bir fotoğraf makinesini hak ediyor. Bir de, siteye bir web tasarımcısı el atsa görsel olarak çok daha “havalı” olur belki. Neyse ki içerik sağlam,  görsellik arka planda kalıyor. 

Alper’inki seyahat rehberi olmak adına insanı otobüs, tren tarifelerine boğan ve her iki cümlede bir fiyat listesi sunan sitelerdense ilginç kişisel deneyimlerini ülkenin gündelik yaşamına dair “kararında” bilgilerle paylaştığı bir site. 

Ve sitenin en büyük avantajlarından biri Alper’in Kuzey Kore, Moğolistan, Svaziland veya Botsvana gibi seyahat bloglarında nadir rastlanan ülkeleri de gezmiş olması. Henüz Botsvana’yı yazmamış ama dünyanın en soğuk kenti Yakutsk yazıları (Sibirya Gezi Notları) bu açığı fazlasıyla kapatıyor bence...

Ve kişisel olarak benim bu sitede en çok sevdiğim bölüm sinema yazıları. Ben de bloğunda naçizane sinema yazıları yazan biri olarak Alper’in sinema zevkini beğeniyorum ve filmler hakkında yazdıklarını da keyifle okuyorum, her ne kadar neredeyse bir yıldır bu konuda yazmadıysa da...

Neden seviyorum: Alper entelektüel, sosyalist, her daim muhalif ve dahi semtindeki iki esnaf lokantası da eşit kazanabilsinler diye ikisi arasındaki tercihini sırayla kullanacak kadar da naif bir fani. Güzel de yazıyor...


www.celebialper.com




Sürecek 







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder