16 Haziran 2015 Salı

Küba Notlarım 4


Camilo Cienfuegos ve Cienfuegos




Çok sevdiğim Trinidad’dan ayrılma vakti.

Sabah Cienfuegos’a doğru yola çıkıyoruz. Tarih 30 Nisan ve ben birazdan Cienfuegos’da ziyaret edeceğimiz Puro fabrikası veya ardından gideceğimiz Zapata yarımadasındansa bir sonraki sabah için, Havana’daki 1 Mayıs için heyecanlıyım. Ki bunun için yıllardır heyecanlıyım zaten.

Trinidad Cienfuegos arası 80 kilometre.

Yolda Sinan’a “Cienfuegos ne demek?” diye soruyorum. Şöyle bir yüzüme bakıyor. Sonra dönüp Kübalı rehberimize danışıyor. O da önce biraz düşünüyor. İkisi de soruyu pek anlamlı bulmuyorlar sanırım. Sonra Sinan bana dönüp; “Özel bir anlamı yok, sadece Cien; yüz, fuegos; ateş demek, Yüz Ateş yani” diyor. Yüzünde hala anlamsız bir ifade var.

O anlamsız ifadenin nedenini sonra anlıyorum.

Aslında benim sormak istediğim soru tam da “Kim bu Cienfuegos?” sorusu. Küba’ya geldiğimden beri bir Cienfuegos’dur gidiyor. “Baksana adamın adını bir şehre bile vermişler” diye düşünüyorum. Sinan’sa, büyük ihtimal Benim Cienfuegos’u tanımıyor olmama ihtimal vermiyor.

Evet Küba’ya adım atmadan önce ismini bile duymadığım Camilo Cienfuegos Küba Devriminin 4 önemli şahsiyetinden bir tanesi. Önceki bölümde biraz söz etmiştim ama şimdi Camilo Cienfuegos’u biraz daha ayrıntılı anlatma zamanı. Ve anlatmaya başlamadan hemen önce de çok önemli bir not; Her ne kadar Küba’dayken öyle zannetmiş olsam da Cienfuegos ismini bu şehre falan vermemiş. Sadece bir rastlantı. Belki ailesi soyadlarını bu şehirden almışlardır, kimbilir. Ve bir not lütfen bu isimle ilgili yanlış anlamamı Sinan’a söylemeyin, iyice cahil sanacak beni.

Camilo Cienfuegos

Yukarıda da dediğim gibi Küba’ya gelmeden önce Fidel ve Che’yi, hatta Raul’u bilirdim, ama Camilo Cienfuegos’u hiç duymamıştım. Diğerleri gibi Cienfuegos da Batista döneminde gösterilerde yer almış, hatta bir gösteride askerlerin açtığı ateşle yaralanmış. Yakalanmış ve sınır dışı edilmiş. Meksika’da Castro, Che ve Raul’e katılıp meşhur Grandma yatıyla Küba sahillerine çıkmış, Sierra Maestra dağlarında sağ kalmayı başarmış ve devrim boyunca da büyük askeri başarıların mimarı olmuş... (Küba Devriminin hikayesini 2. bölümde yazmıştım, merak ediyorsanız lütfen linki tıklayın...)

4 Haziran 2015 Perşembe

Küba Notlarım 3


Trinidad de Cuba



Ben Trinidad’ı çok sevdim.

Küba Devriminin önemli şehri Santa Clara’da, Commandante Che Guavera’nın Mozolesini ziyaret ettikten sonra bir 88 kilometre daha gidip Trinidad’a varıyoruz.

Karayip Denizi kıyısındaki Trinidad, haritada Küba’nın neredeyse tam ortasında yer alıyor ve yaklaşık 70 Bin nüfuslu. Daracık Arnavut kaldırımı sokaklarında çoğu tek katlı Kolonyal stilde, illaki sallanan koltuklu evleri var. Ve bu evlerde de yaşayan cana yakın insanları. Sokaklarındaki köpekler ise çok çirkin ama zararsız ve sevimliler. Bu şehrin gündüzleri dingin, geceleri ise çok eğlenceli ve Rom tadında. Trinidad belki yaşanılası değil ama kesinlikle uzun süre kalınası bir şehir...

Otelimiz Ancon’a vardığımızda hava hala aydınlık, hızlıca odamızı bulup ardından hemen sahile koşuyoruz. Adanın kuzey sahillerinde, Varadero’da, Meksika Körfezinde denize girdikten sonra bir de güneyi, Karayip Denizini denemeli değil mi? Sahil harika, hafif hafif esen enfes bir rüzgar var. Fakat deniz pek tat vermiyor. Bildiğiniz hamam gibi. Soranlara; Akdeniz’in Temmuz ve Ağustos’taki durumunu anlatırken “Serinlemek için denize girersiniz, sonra da serinlemek için yeniden sahile çıkarsınız” derim hep. İşte buralarda Karayip Denizi, bizim “serinlemek için yeniden sahile çıktığımız” Akdeniz’den çok daha sıcak...

Mecburen sahildeki şezlonglardan birine uzanıp, manzaranın tadını çıkarıyor bir Pina Colada içiyorum. Bu all-inclusive o kadar da kötü bir şey değil sanki...

Ancon Hotel tabii ki Varadero’daki otelle kıyaslanamaz ama fena da değil. İlk bölümü yazarken, Sinan, Varadero’daki hotel dışında Küba’da konaklama konusunda standartların pek iyi olmadığını, beklentimizi yüksek tutmamamız gerektiğini söyledi durdu demiştim. Fakat bence Ancon Otelin şikayet edilecek bir yanı yok. Hem olsa ne olur ki? Küba da ve Trinidad’dayız, gerisi teferruat öyle değil mi?

Akşam 5 kişilik küçük bir grup olarak şehir merkezine gitmeye karar veriyoruz. Tamam, All inclusive o kadar da iyi değilmiş!

Otelden şehir merkezi 10 CUC, hem de havalı bir “Americano” taksi ile. Gruptaki bir arkadaşın dediğine göre 1950 Model bir Chevrolet Bel Air’miş... Ben otomobillerden pek anlamam fakat 65 (yazıyla altmış beş) yaşındaki otomobil, her tarafından sesler geliyor, bir kapısı şoförün müdahalesi ile ancak açılıyor ve kabak lastiklerinin gıcırtısı içeriden bile duyuluyor olsa da “tecrübesiyle” kayıyor asfaltta. Evet birazcık da sağa sola kayıyor ama olsun. Fakat müzik sistemine diyecek yok. Latin ezgileri ve bir sürü espri eşliğinde çok eğlenceli geçen bir 15-20 dakikanın ardından Trinidad Old Town'a varıyoruz.

Önce yemek. Merdivenlerin hemen köşesindeki restoranda yemek yiyoruz. Restoranın ismi Los Conspiradores ve burası “komplocular” anlamına gelen ismiyle müsemma falan değil. Oldukça sevimli bir mekan. Merdivenler'den ise birazdan söz edeceğim. Deniz ürünleri ağırlıklı, lezzetli ama Küba standartlarına göre pahalı bir şeyler yiyoruz. Ben bir de Bucanero  içiyorum. Kesinlikle yolunuz düşerse tavsiye edeceğim Küba birası...

Yukarıdaki satırları yazdıktan sonra tamamen alakasız bir konuyu okurken çok ilginç bir şey öğrendim. Bu restoranda zamanında La Rosa de Cuba yani Gizli Küba Milliyetçi Derneği üyeleri toplanırlarmış. O zamanlar da ismi "La Casa de Conspiradores" miş yani Komplocular Evi. Benim çok uygun bulmadığım bu isim oradan geliyormuş anlayacağınız.

Benim Merdivenler dediğim yerin ismi aslında Casa de la Musica; Plaza Mayor’da Katedralin hemen yanındaki merdivenler. Gündüzleri burası oturup bir Bucanero içip soluklanabileceğiniz bir kafeyken geceleri çok şenlikli bir gece kulübüne dönüşüyor.

Restorandan çıkıp Casa de la Musica yani Müzik Evi’ne yöneliyoruz. Giriş 1 veya 2 CUC, tam hatırlamıyorum. Sahnede Salsa çalan bir orkestra var, küçük  pist kalabalık ve tüm masalar ve basamakların yarıdan fazlası dolu. Biz de basamaklara oturuyoruz.

İşte burası ilk bölümde yazdığım “Küba’ya gitmeden önce yapılsa hiç de fena olmaz şeyler” listemdeki ilk madde yani “Latin dansları dersi alın” maddesinin kafama dank ettiği yer. Keşke biraz olsun dans bilseydim diyorsunuz. Çünkü müzik güzel, ortam güzel ve Mohito güzel. Sahnedeki orkestranın çaldığı ritme ister istemez kendinizi kaptırıyorsunuz ama tek yapabildiğiniz olduğunuz yerde sallanmak oluyor, en azından Benim öyleydi.