19 Şubat 2017 Pazar

İzmirliyim Ben


World Tourism Forum 2017 Global Meeting anısına basılan Blogbook Turkey isimli kitapta 34 yerli ve yabancı blogger Türkiye’den kendilerince bir yerleri anlatmışlar. Yazılardan bir tanesi de benim.

Gezimanya / Blogger Casting’den sevgili Murat arayıp da “Abi geçen yıl kaytarmıştın, bu yıl senden bir yazı istiyoruz, hadi bize bir İzmir yazısı yaz” dediğinde şaşırdım açıkçası. “Ne İzmir’i yahu? Ben 30 yıldır Antalya’da yaşıyorum...” dediysem de bu kez kaytaramadım. Oturdum ve  izmir'le ilgili aklıma ne geldiyse yazıverdim.

İzmir’i tanıtan bir blog yazısından çok “Otuz yıldır İzmir’de yaşamasam da Ben de İzmirliyim” diye haykırdığım bir yazı oldu ama olsun, hep dediğim gibi, blog dediğin de kişisel bir şey değil midir zaten?

İşte Blogbook Turkey’de yer alan naçizane yazım, Arz ederim.




İzmirliyim Ben


Ağız dolusu İzmirliyim desem de aslında uzun süredir İzmir dışında yaşadığım yılların sayısı, İzmir’de yaşadıklarımdan fazla. Ama olsun İzmirliyim ben.

Mesela Kadifekale’dir İzmir benim için. Hava Şehitliği’nde yatan üç yüz doksan şehidimizden biri benim dedemdir. Uçağı İzmir Körfezi üzerinde düşmüş...

Kemeraltı’dır. Henüz İzmir’de değil de Söke’de yaşadığımız ilkokul yıllarımda neredeyse her on beş günde bir yaptığımız İzmir seyahatlerimin değişmez durağıdır. Hayal meyal hatırladığım, Salepçioğlu Camii’nin arkasındaki bahçe içinde masaları olan  benim İzmir’e gelmeyi en çok isteme nedenim; dönercidir. Araphanı’ndaki Behlül Dayı’nın, deri parçalarıyla oynadığım ayakkabı dükkanıdır. Sonrasında hiç evlenmeyen Behlül Dayı’nın kavuşamadığı, evinde hala kocaman fotoğrafı asılı duran güzel Eleni’dir...

Ve tabii ki BAL’dır...

İzmir de doğan, Asansör sokaklı ve Kız Liseli annemle, yine İzmir’de doğan  babamın yıllarca memuriyet peşinde Türkiye’yi gezdikten sonra yeniden İzmir’e dönme nedenleri olan BAL...

Birazı İzmir’de ilk yaşadığım Karşıyaka; Karşıyaka’da yaşayınca olmazsa olmaz Kaf Sin Kaf’dır İzmir benim için, gençliğinde kıyısından azıcık da olsa Göztepe’de futbol oynamış babama rağmen hem de. Alsancak’daki basketbol maçlarıdır. “İlk” şampiyonluktur...

Birazı da sonrasında taşındığımız Güzelyalı’da “çiğdem” çitleyip film izlediğim açık hava sinemalarıdır...

Mesela Karantina kahvesidir. Rahmetli babamın bazı hafta sonları beni götürüp biraz daha büyü sana da bilardo öğreteyim dediği Karantina kahvesi...

Ve tabii ki Alsancak’tır. İlk gençlik yıllarımın hafta sonları. Sinemalar, kafeler, birahaneler. Ve Kordon’dur...

Bunca yıl sonra, artık gittiğimde neredeyse hiçbir şey tanıdık gelmese de İzmir’liyim ben.

Asfalyamı attırmayın sakın “senin İzmirliliğin mi kalmış” falan diyerek...